Kapak

Aziz Olan Allah'a Dayandık

Paylaş:

Âlemlerin Rabbi, mazlumların sahibi, kimsesizlerin kimsesi olan Yüce Rabbimize hamd, her türlü zulme ve baskıya rağmen dik bir duruşla İslam düşmanlarına boyun eğmeyen Efendimiz Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e salat ve selam olsun...

Hak din ve kutsal dava uğrunda mücadele eden tüm kardeşlerimize selam olsun.

Zulüm kavramı iki mana içerir. Zulmü yapan zalim bu kavramın kapsamına girdiği gibi zulme sessiz kalan mazlum da zalim sınıfından sayılır. Çünkü zalim zulmetmekle bir başkasının hakkına girmekte, mazlum ise kendisine zulmedilmesine izin vermekle kendisine zulmettirmenin yolunu vermektedir.

Mazlum elbette ki durduk yere kendine zulmettirmez gücü yoktur ki karşı çıkabilsin! Hatta zaten aciz olduğu için zalim, ona zulmetme cesareti bulmaktadır. O halde neden rıza gösteren de zalim sınıfından sayılır? Burada hatırlamamız gereken nokta şudur ki Allah kimseye gücünün yetmediği yük yüklemez yani karşı durabilecek gücü asla olmayan mazlum Allah katında günahkâr sayılmaz. Ama her mazlumun durumu böyle değildir.

Birçok mazlum aslında zulme razı olmayacak ve kendine zulmettirmeyecek bir yol bulabileceği halde bazen tembelliğinden bazen acizliğinden bazen korkaklığından bazen iman zayıflığından zulme ‘zulüm’ diyemez ve zulme karşı durmanın zorluğuna katlanmaktansa razı olmanın acziyetini ve dahi zilletini yaşamayı tercih eder. İşte Allah Azze ve Celle bu hali sevmemektedir. Kulunun aciz aciz beklemesini, eli kolu bağlı gibi durmasını hatta sanki AZİZ BİR ALLAH’A inanmıyormuş gibi insanlardan, Allah’tan korkar gibi korkmasını Rabbim sevmez!

“Allah; O’ndan başka İlah yoktur. Öyleyse mü’minler (yalnızca) Allah’a tevekkül etsinler.”1

Çünkü Allah Aziz’dir ve kulunda izzetli bir duruş görmek ister.

Çünkü Allah kadiri mutlaktır ve kulunda bu kudrete tevekkül görmek ister.

Çünkü Allah Hikmet sahibidir, kulunda bu hikmete teslimiyet görmek ister.

Allah’a dayanarak dik duran, kendi acziyetini değil de Rabbinin kudretini hesaba katan, her zaman ve şartta Rabbinin ne istediğine bakan bir kul/ bir topluluk görmek ister Rabbim.

Zulme uğrayan mazlumun şunu düşünmesi normaldir. “Ben zaten güçsüzüm biraz daha sesimi çıkaracak olursam zalim daha fazla üzerime çullanır, dik duruşumu görürse daha fazla ezmeye çalışır.” Bu zulme uğrayan her insanın belki de aklına gelen ilk düşüncedir. Ama unutulmaması gereken çok önemli bir nokta da vardır ki;

Zalim sana bakıyor; “Direnirsen daha fazla ezerim!”

Ama aynı anda Allah da sana bakıyor “Dayanırsan desteğimi veririm!”

Kimin dediği olur diye sormaya gerek var mı?

Allah Azze ve Celle kulunda acziyet görmek istemez, Allah Azze ve Celle güçlüdür, gücüne güvenilmesini sever, Allah Azze ve Celle kudretini zalimlere göstermek ister. Bunun için mazlum direnmelidir! Direnmelidir ki en ümitsiz zamanda bile Rabbinin yardımının nasıl geldiğini, geldiğinde zalimleri nasıl perem perem ettiğini, gerçek güç ve iktidarın sadece ve sadece Allah olduğunu tüm insanlar görsünler!

Hz. İbrahim dağ gibi ateşin karşısında bile acziyet göstermedi.

Hz. Musa denizi gördüğünde ‘yol buraya kadarmış’ deyip Firavun’un kucağına dönmedi.

Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke’de en zor günlerinde bile başını öne eğmedi. Efendimiz, sayıları ve güçleri en az olan günlerde bile keskin ve tavizsiz ifadeleri ile Mekke müşriklerini acziyete düşürdü. Tüm güçlerine rağmen O’nun karşısında çaresiz kaldılar. Çünkü Allah’a dayanmak suretiyle dik duruşun ödülü, Allah tarafından düşmanın kalbine korku salınmasıdır.

Rabbimin kapısı öyle bir eman kapısıdır ki;

Hz. İbrahim’in teslimiyeti boşa düşmedi!

Hz. Musa’nın; “Rabbim bizimle beraberdir ve bize yol gösterecektir”2 sözü yerde kalmadı!

O halde bugün Müslümanlara gereken en önemli bilgi Rabbini iyi tanımasıdır. O sonsuz Kudret, kendisine dayanacak ve gönülden inanacak bir topluluk beklemektedir ki, desteğini esirgemesin!

Her kardeşimiz bu şuurla yaşadığı zorluğa katlanmalı, Rabbine dayanarak meşru yollarla hakkımızı sonuna kadar aramalı/ istemeli ve buluncaya kadar da asla vazgeçmemelidir. Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi’yi ve kardeşlerimizi suçsuz yere zindanlara atanların ve bizlere bu sıkıntıları yaşatarak hepimizi derinden yaralayanların karşısında meşru yollarla hakkımızı aramak boynumuzun borcudur.

“Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi ‘yapayalnız ve yardımsız’ bırakacak olursa, O’ndan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.”3

Biz Aziz olan Allah’a dayanmış kullarız Elhamdülillah! İzzetli durmak imanımızın gereğidir. Cevher Dudayev’in dediği gibi; “Haklı güçsüzün yanında, haksız güçlünün karşısında durmak imanımdır!” Yani bu sadece bir dik duruş hikâyesi değil imanın gereğidir, hakiki imana ulaşmış olanlarla olmayanların ayrıştırılacağı imtihanın da gereğidir.

Ve son olarak diyorum ki;

Zalimin aklı varsa bizim de aklımız var!

Zalimin eli varsa bizim de elimiz var!

Zalimin gücü varsa bizim de RABBİMİZ VAR! Kardeşlerimiz var, Elhamdülillah!

O halde kim korkmalı!    

Allah’a emanet olun.

 

1.Tegâbun, 13

2.Şuara, 62

3.Al-i İmran, 160