Hatıra

En Güzel Davet: Tevhide Davet

Paylaş:

Peygamber mesleği olan Tevhid davetini gerçekleştirmek, davamızı insanlara daha iyi anlatabilmek ve 2018-2019 yılı için kararlaştırılan “Davet: Oku, Yaşa, Anlat” hedefimizi yerine getirebilmek maksadıyla çıkarılan “Tevhid Broşürü” halkımızın ezberinin bozulduğu sahnelere vesile oldu. Ellerine Tevhid broşürlerini alan Furkan Gönüllüleri Türkiye’nin birçok ilinde kapı kapı gezerek Tevhidi anlattı. Halkımızın alışkın olmadığı bu büyük davet faaliyeti esnasında farklı olaylar yaşandı. Günde beş defa ezanlarda yankılansa da her an dilimizde “La ilahe illallah” zikri bulunsa da Tevhid gerçek manasıyla anlaşılmıyor ve de bilinmiyor. Anlatan bazı hocalar ise maalesef Tevhidi sadece Allah’ın yaratıcı sıfatıyla ve bir olmasıyla yani Rububiyet boyutuyla anlattığı için “Allah’ın kanun koyma sıfatı, tek otorite olması, hayatlarımıza karışacağı gerçeği ile yani Uluhiyyet boyutuyla anlattığınızda insanlar önce şaşırıyor, sonra da size hak veriyor. Acı bir gerçek de şu ki; bu şekilde bir manzara ile ilk defa karşılaşıyor insanımız. Öncelikle bizi satıcı zannediyor. “Ne satıyorsun” diyerek başlıyor dinlemeye. Bir şey satmadığımızı söyleyince ardından “para mı istiyorsunuz” sorusu ile muhatap oluyorsunuz. “Hayır, sadece Kelime-i Tevhidin manasını anlatmaya geldim” diyebiliyorsunuz. Bir yandan şaşkınlık bir yandan merak ile sizi dinlemeye koyuluyorlar. Sadece Allah rızası için ve Tevhidi anlatmak için yola çıkmanın öyle bir lezzeti var ki… Bu şekilde her davetçi Hz. Peygamber’in Tevhid davetini daha iyi anlayabilir. Farklı mekanlarda Tevhidi anlatmak için yola koyulduğunuzda önce çok zorlanıyorsunuz. Daha sonra Allah kolaylaştırıyor. Benim ve diğer kardeşlerimizin de yaşadığı birçok olay aslında bu davet faaliyetine hem davetçilerin hem de muhataplarımızın ne kadar ihtiyacı olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. “Tevhidi anlatıyoruz” diyerek çıktık yola... Önce ailemize anlattık. Ardından akrabalarımıza anlattık. İş arkadaşlarımıza anlattık. Komşularımıza anlattık. Tanıdığımız insanlar bitti, tanımadığımız insanlara anlatmaya devam ettik. Esnafları ziyaret ettik dükkân dükkân. Çarşıya çıktık, kapı kapı anlattık, toplu taşıma araçlarına bindik anlattık. Kıraathanelerde oturmuş sohbet eden insanlara anlatarak onların da gündemine getirdik Tevhidi. Otobüste, trende, pazarlarda, park alanlarında, okullarda anlattık. Anlatırken kimseyi ayırmadık. 7’den 70’e tüm halkımıza; işçisine, esnafına, ev hanımına, öğrencisine, öğretmenine, doktoruna anlattık. Bazen Suriyeli muhacirler çıktı karşımıza kırık dökük cümlelerle anlatmaya çalıştık, bazen karşı çıkanlar oldu, “anlattıklarınızı kabul etmiyorum” dediler, yanlarından güzelce ayrıldık. Bir defa bir park yerinde oturmuş bir insana anlatmak için yaklaştım. Meğer anlatmaya çalıştığım kişi dilenci imiş. Konuşmamın bitmesini bekliyor gibiydi. Konuşmam bittiğinde benden para isteyince, hiç düşünmeden bir anda dedim ki: “Ben sana öyle bir dava anlatıyorum ki istediğin dünyalıktan çok daha kıymetlidir, bu anlattıklarımı sakın unutma!” Dilenci şaşkınlıkla “peki abi” diyebildi. Tevhidi anlattığımızda insanlar, dini yanlış anlatan hocalardan, dini kullanan partilerden, kurumlardan rahatsızlığını dile getiriyorlar. Ancak Muhterem Hocamızın adını duyduklarında tepkileri değişiyor. Hemen Hocamızın durumunu sormaya başlıyorlar “ona zulmediyorlar”, “o hoca doğruları söylüyor, doğruları söylediği için ona iftiralar attılar ve bu iftiralarla hapse attılar” diyorlar.

ADANA’DAN BİR KARDEŞİMİZİN BİR ESNAFLA YAŞADIĞI HADİSE BUNUN EN GÜZEL ÖRNEĞİDİR:

Celal kardeşimiz esnafın dükkânına girdiğinde esnaf televizyonda haberleri seyrediyor ve canı sıkılmış bir şekilde kendi kendine konuşuyormuş. “Beş dakikanızı alabilir miyim? Size bir şey anlatmak istiyorum” deyince esnaf sinirli bir şekilde “Çık dışarı, hepiniz aynısınız, dini kullanıyorsunuz” diyerek bağırmış. Kardeşimiz pes etmemiş ve “Bak abi, sen doğulu birine benziyorsun, ben de doğuluyum, böyle ön yargılı konuşma, beni sadece beş dakika dinle sonra ne diyorsan de” demiş. Daha sonra esnaf “Anlat bakalım ne anlatıyorsun” deyince Celal kardeşimiz: “Ben buraya Tevhidi anlatmaya geldim” demiş. Esnaf “Ben Türkiye’de bir tane hoca bilirim, o da Menderes Kutlu. Onu da gerçekleri söylediği için tutuklayıp Bolu Cezaevine götürdüler zaten” demiş. Celal kardeşimiz: “Ben onun talebesiyim, adı da Menderes Kutlu değil, Alparslan Kuytul” deyince esnaf “Ooo Alparslan Hocamın talebesi gelmiş, buyur gel çay ikram edeyim” demiş. Celal kardeşimiz esnafın ikram ettiği çayı içmiş ve Tevhidi anlatmış. Konuşması bitince esnaf: “Alparslan Hocamıza ve senin gibi böyle dolaşıp Tevhidi anlatan kardeşlerine benden selam söyle. Kalbini kırdığım için de hakkını helal et” demiş. Celal, “Peygamberimiz’in de Tevhidi anlatırken birçok olumsuz olay yaşadığını hatta Taif yolculuğunda başına gelenleri ve kendisinin bunu göze alarak bu yola çıktığını” anlatmış ve selamlaşarak ayrılmış.

GAZİANTEP’TE BİR KARDEŞİMİZ DOLMUŞ YOLCULUĞUNDA ŞUNLARI YAŞIYOR:

Dolmuşta 30 yaşlarında bir kişinin yanına oturuyor. Broşürü göstererek Tevhidi anlatmaya başlıyor. Dolmuştaki yolcu, broşürü incelemeye başlıyor ve “Ben bu hocayı tanıyorum, bu Furkan Hoca” diyor. Hocamızın mahkemesinin son durumunu soruyor. Kardeşimiz Tevhidi anlattıktan sonra Hocamızın Alparslan Kuytul Hoca olduğunu, Furkan Vakfının kurucusu olduğunu ve mahkeme sürecinde hangi aşamaya gelindiğini anlatıyor. Ayrılmadan broşürü de verince dinleyen kişi “Broşür için ne kadar ücret ödeyeceğini” soruyor. Kardeşimiz de “size hediyemdir” deyince dinleyen kişi “Vallahi çok şaşırdım. Bugüne kadar böyle sizin gibi dini anlatan insanlar görmemiştim. Allah razı olsun, keşke herkes sizin gibi olsa” diyor ve ayrılıyorlar.

ANKARA’DAN BİR KARDEŞİMİZ İSE YAŞADIKLARINI ŞÖYLE ANLATIYOR:

Akşamüstü eve dönerken, banliyö trenine bindim, sol yanımda gitarına başını dayayıp düşünen bir genç, sağ yanımda yaşlıca bir abi oturuyordu. Elimde broşürler, hangisine anlatsam diye düşünürken gitarlı genç broşüre bakarak: “Abi bunlar Alparslan Hoca’nın yazıları mı” dedi. “Evet” dedim. “Abi ben Alparslan Hocayı severek takip ediyorum, keşke diğer hocalar da onun gibi doğruları cesurca konuşabilse” dedi. Ardından “Onlardan ben de alabilir miyim” dedi. Bu arada karşımızda oturan bir bayan: “Beyefendi ben de alabilir miyim” diye sordu. “Tabi, buyurun” dedim. O da ilgiyle okudu. Onlar banliyöden indikten sonra, yanımda oturan orta yaşlardaki abiye de broşürü teklif ettim, “Bizde bunlardan çok var, okuyan yok” dedi o sebeple almadı. O da: “Alparslan Hoca, hâlâ içerde mi, ne zaman çıkacak” dedi. “Evet, içerde, her an çıkabilir inşallah” dedim. “Nasıl yani” dedi. Ben de “1,5 yıldır bir suç bulamadılar, çıkarıldığı iki mahkemeden tahliye edildiği halde hâlâ tutuklu, yani suç yok ama iftira iddiası ile yargısız infaz var” dedim. Selamlaşarak ayrıldık.

KONYA’DAN BİR HANIM KARDEŞİMİZ İSE ŞÖYLE BİR OLAY YAŞIYOR:

Tevhid broşürünü anlatırken bir bayana denk geldim. Tevhidi anlattıktan sonra bana şunları söyledi: “Dün gece Allah’a beni doğru yola iletmesi için çok dua ettim, bugün de karşıma sen çıktın.” Tevhidi anlattıktan sonra telefon numaramı istedi, verdim ve “Yarın arkadaşlarımı da toplayayım onlara da anlatır mısın” dedi. Ben de “Elbette, memnuniyetle” diye karşılık verdim. Ertesi gün 3 arkadaşını çağırdı ve onlara da Tevhidi anlattım.

Devam etmek dileğiyle...