Tefsir

Fizilal’il Kur’an’da İman Konusu -3

Paylaş:

İman konusunu detaylı bir biçimde ele almaya ve müfessirlerimizin iman ile ilgili ayetlere getirmiş oldukları tefsirleri sizinle paylaşmaya devam ediyoruz. Önceki sayılarımızda “İman ve Doğru Yol Arayışı, İman ve İmtihan, İman ve Alaylara Karşı İmanı Muhafaza” konularına yer vermiştik. Bu sayımızda “İman ve İmanın Kazandırdığı Aydınlık” adlı konuyu siz değerli okuyucularımıza aktaracağız.

İMAN VE İMANIN KAZANDIRDIĞI AYDINLIK

İnsanın girdiği hidayet yolculuğunda karşısına birçok zorluklar çıkar. İlk adımı doğru bir yol arayışıydı. Doğru yolu bulduğundan mutmain olan insan, başına gelecek olan imtihan ve zorluklarla mücadeleyi göze alır. İman ettiği için kendisiyle alay edenlere karşı da imanını muhafaza etme gayretine girer. Peki iman insana ne kazandırıyor ki insan tüm bu zorluklarla mücadeleyi göze alabiliyor? İnsan iman etmese daha büyük zorluklarla karşılaşacak mıdır ki bu yüzden bu mücadeleye giriyor? Bu bir seçim midir yoksa zorunluluk mudur? Seyyid Kutub Bakara 256. ayetin tefsirinde bu konuya şu şekilde açıklık getiriyor:

“Dinde zorlama yoktur. Doğruluk ile sapıklık birbirinden kesinlikle ayrılmıştır.1

‘Bu dinin ortaya koyduğu şekli ile inanç meselesi, anlatmayı, dinlemeyi ve kavramayı izlemesi gereken bir ikna olma meselesidir. Yoksa bir baskı, bir öfkelenme, bir dayatma meselesi değildir. İslam olanca gücü ve enerjisi ile insan idrakine hitap ederek gelmiştir; düşünen akla seslenmiştir. Konuşan bedahete (dolaysız algılama yeteneğine) seslenmiştir, aldığı uyarılara karşılık veren vicdana seslenmiştir. Dengeli-istikrarlı fıtrata seslenmiştir. İnsan varlığının bütününe seslenmiştir. İnsan idrakinin bütün yönlerine seslenmiştir. Fakat seslenirken baskıya başvurmamıştır, hatta somut harikaların, olağanüstülüklerin manevi baskısını bile kullanmaktan kaçınmıştır.

“Dinde zorlama yoktur. Doğruluk ile sapıklık birbirinden ayrılmıştır.”

Bu ilkede yüce Allah'ın insanı onurlandırdığı; iradesine, düşüncesine ve duygularına saygı gösterdiği, inanç alanında hidayete ve sapıklığa ilişkin tercihlerinde onu vicdanı ile baş başa bıraktığı, bunların yanı sıra davranışlarının sonuçlarını ve nefsi ile hesaplaşma görevini omuzlarına yüklediği açıkça görülür. Bu ilke insan özgürlüğünün en karakteristik ilkesidir.

“Doğruluk ile sapıklık birbirinden ayrılmıştır.”

Yani iman, insanın sahip olması ve titizlikle koruması gereken bir olgunluk (rüşd), buna karşılık küfür, insanın kaçınması ve üzerine bulaşmasından çekinmesi gereken bir azgınlık, taşkınlıktır. Durum gerçekten de böyledir. İman, insana verilmiş nimetlerin en büyüğüdür. O, insan idrakine katışıksız ve belirgin bir düşünce bağışlar, insan kalbine huzur ve barış sunar, insan vicdanına yüce amaçlar ve temiz duygular kazandırır, insanlık için sağlıklı, dengeli, hayatı gelişmeye ve ilerlemeye doğru itici bir düzen gerçekleştirir. İnsan, iman nimetini bu şekilde düşününce onun olgunlukla eşanlamlı demek olduğunu kavramakta gecikmez. Bu gerçeği kabul etmeyecek olanlar, sadece olgunluğu bırakıp azgınlığı alan, hidayeti bırakıp sapıklığa koşan; kavram kargaşasını, kuşkuyu ve haysiyetsizliği huzura, güvene ve onurluluğa tercih eden budalalardır.’

Demek ki bu bir seçimdir. İnsan kendisine sunulan yollara bakıp kendisi için hangisi uygunsa iyi ya da kötü seçimini ona göre yapar. Ya iman yoluna girer ya da inkâr yoluna... Ve seçtiği yola göre hayatını devam ettirir. Allah seçilen yolun sonuçlarına katlama sorumluluğunu da kişinin kendi omuzlarına yükler. Seyyid Kutub Bakara Suresi 257. ayetin tefsirinde bu konuya şu şekilde açıklık getiriyor:

“Allah mü’minlerin dostu, kayırıcısıdır. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin dostları ise şeytan ve yardakçılarıdır. Bunlar, onları aydınlıktan çıkararak karanlıklara sokarlar. Onlar, orada ebedi olarak kalmak üzere cehennemliktirler.2

Yani iman aydınlıktır, özünde ve yapısında tek bir aydınlık. Oysa küfür ‘karanlık’tır; çok sayıda ve değişik nitelikte karanlıklar. Ama hepsi aslında ‘karanlık’tırlar. Hiçbir gerçek, imanı aydınlığa, küfrü de karanlığa benzetmek kadar doğru ve hassas olamaz. Gerçekten iman, mü’minin vicdanına akar akmaz bütün varlığını aydınlatır. Mü’minin ruhu iman sayesinde parlar, şeffaflaşır, arınır ve çevresine aydınlık, parlaklık ve belirginlik ışıkları saçar. İman nesnelerin mahiyetini, değerlerin mahiyetini ve düşüncelerin içyüzünü gözler önüne seren bir aydınlıktır. İmanın aydınlığı sayesinde mü’min, bunları algı yanılgısına meydan vermeyen bir belirginlikle; karışıklığa meydan vermeyen bir açıklıkla ve titreşimsiz bir netlikle görebilir ve bunlar içinden soğukkanlılıkla, gönül huzuru ile, güven içinde ve titreşimsiz bir kararlılıkla alacağını alır, bırakacağını bırakır. İman, evrensel kanunlar sistemine giden yolu meydana çıkaran bir aydınlıktır. İmanın aydınlığı sayesinde mü’min kendi hareketini, çevresindeki ve özündeki evrensel kanunlar sisteminin akışı ile ahenkleştirir; Allah'a ulaştıran ya da yavaş yavaş yumuşak adımlarla, gerginlikten uzak bir rahatlıkla, öteye beriye çarpmadan, orada burada tökezlemeden ilerler. Çünkü gittiği yol fıtratının bilmediği, yabancısı, acemisi olduğu bir yol değildir. İman, tek yola ileten tek bir aydınlıktır. Küfrün sapıklığı ise çok sayıda ve değişik karanlıkları içerir. Şahsi arzu ve ihtiras karanlığı, kılavuzsuzluk ve yolu şaşırma karanlığı, kendini beğenmişlik ve azgınlık karanlığı, zayıflık ve aşağılık kompleksi karanlığı, gösteriş ve münafıklık karanlığı, açgözlülük ve kıskançlık karanlığı, kuşku ve endişe karanlığı ve hadde hesaba gelmeyen daha birçok karanlık türleri... Bu karanlıkların tümü, Allah'ın yolundan sapmakta, Allah'tan başka bir kaynaktan ilham almakta ve Allah'ın sisteminden başka bir sistemin hakemliğine başvurmakta toplanır. İnsan, yüce Allah'ın bir ikincisi bulunmayan aydınlığından, karışıklığa meydan vermeyen biricik gerçeğin aydınlığından ayrılır ayrılmaz, kesinlikle değişik, türlü ve farklı nitelikli karanlıkların içine düşer. Bunların türleri değişik ve nitelikleri farklı olmakla birlikte hepsi de birer karanlıktır. Bu yanlış tercihin akıbeti, karanlıkların taraftarlarına, yardakçılarına yakışacak cinstendir: “Onlar, orada ebedi olarak kalmak üzere cehennemliktirler.”

Madem ki, aydınlıktan yararlanarak doğru yola girmek istemediler, o halde süresiz olarak ateşte kalsınlar.

“Hak, gerçek tektir, birden fazla olmaz. Sapıklığın ise çeşitli renkleri ve çeşitli biçimleri vardır. Haktan sonra, sapıklıktan başka ne var ki?3

Konuya bir sonraki sayılarda devam etmek üzere…

  1. Bakara, 256
  2. Bakara, 257
  3. Yunus, 32