Kapak

İhya Edilmeyi Bekleyen Sünnet: İtikâf

Paylaş:

“Ümmetimin fesada uğradığı bir zamanda bir sünnetimi ihya edene yüz şehit sevabı verilir.”1

İtikâf, sözlük anlamıyla ibadet veya başka bir gaye için, bir şeye devam etmek, insanın kendini bir yerde alıkoyması, bir yere kapanıp ibadetle meşgul olma manalarına gelir. Dini bir terim olarak itikâf, cemaatle namaz kılınan bir mescit veya o hükümde olan bir yerde ibadet niyetiyle durmak ve ikamet etmek demektir. İtikâfa giren kimseye de mutekif denir.

İtikâf, Kur’an ve Sünnetle sabit olan bir ibadettir. Bakara suresinin 187. ayetinde “…Mescitlerde itikâf halinde iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır…”  buyrulmaktadır. Ayrıca aynı surenin 125. ayetinde de itikâftan bahsedilmektedir.

Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hayatında da itikâfı bizzat görmekteyiz. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine’ye hicretinden sonra, orucun farz kılınmasından itibaren vefat edinceye kadar her Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiş ve bu hususta sahabeyi de teşvik etmiştir.

Hz. Aişe Radiyallahu Anha anlatıyor: “Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girer ve derdi ki: “Kadir Gecesini son on günde arayın.”2 Ebu Hüreyre Radiyallahu Anh anlatıyor: “Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem her Ramazan’da on gün itikâfa girerdi.  Vefat ettiği yılda ise yirmi gün itikâfa girdi.”3 İslam âlimleri özellikle Ramazan’ın son on gününde oruçlu kimsenin itikâfa girmesini- Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in bunu devamlı yapmış olmasından dolayı- müekked sünnet saymışlardır.

Hanımlar uygun olmayan mescitte (cami) itikâfa giremezler. Onlar müsait evlerde mescit olarak kullanacakları odalarda itikâfa girerler. Zaruri işlerin dışında ev işleriyle uğraşmazlar.

Ramazan’da yapılan itikâf, orucun fayda ve maksatlarını tamamlaması ve oruçlu kimsenin kendini toparlayıp nefsini teskin etmesi, kalbi ve kafasıyla Allah’a yönelmesi gibi hususlar açısından son derece önemli bir ibadettir.  Zaten itikâfın aslı Allah’a koşmak, onun eşiğine yüz sürmek ve her şeyden yüz çevirip onun rahmetinin kucağına atılmak manasını taşır. İtikâf bu manaları taşıdığından dolayıdır ki Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem her Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiş, ondan sonra gelen Müslümanlar da bu sünneti gözeterek onu eda etmeye çalışmışlardır. Böylece bu ibadet, Ramazan ayının bir şiarı ve sürekli yapılan sünnetlerinden biri olmuştur. Kur’an’ın ifadesiyle bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinin de Ramazan’ın son on günü içinde saklı olması, itikâfın önemini daha da artırmaktadır. Çünkü Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den bize aktarılan bir hadiste Kadir gecesinin Ramazan ayının son on gününün tek gecelerinde olduğu bildirilmiştir.4 İtikâf, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in en önemli sünnetlerinden biri olduğu halde günümüzde ihmal edilmiş; ne yazık ki unutulmaya yüz tutmuştur. Bu ibadet yeniden ihya edilmeyi beklemektedir. Bugün maalesef insanların çoğu bu sünnetin adını dahi bilmemektedir. Hâlbuki itikâf sünnetiyle kişi dünyevî meşgalelerden uzaklaşır, Rabbiyle baş başa kalır, onun azametini idrak edip ona gönülden boyun eğer. İtikâf ile tefekkür dünyamız gelişir, ibadetlerde yoğunlaşmayı sağlar. Aynı zamanda itikâf, kişinin Rabbine günahlarını itiraf edip, yalvararak tövbe ettiği, aciz olduğunu ve mağfirete ihtiyacının olduğunu daha da iyi anladığı bir zaman dilimidir. Günahlarının affedilmesi için yaratanının kapısında beklediği yerdir. Tasavvuf büyüklerinden İbn-i Ata şöyle der: “İtikâfa giren kişi, ihtiyacından dolayı, büyük bir zatın kapısına oturup dilediğimi elde etmedikçe buradan ayrılıp gitmem diye yalvaran bir kimseye benzer ki Allah’ın Azze ve Celle bir mabedine sokulmuş, ‘Beni bağışlamadıkça, buradan ayrılıp gitmem.’ demektedir.”

İhlâs ile yapılan bir itikâf, amellerin pek şereflisi sayılmaktadır. İtikâfa giren kimse bütün vaktini ibadet etmeye, namaz kılmaya, Kur’an okumaya, zikrullaha, tefekkür etmeye ayırmalıdır. Kişinin itikâfta yaptığı bu gibi ibadetlerin sonunda maneviyatının yükseldiği, kalbinin nurlandığı, simasında kulluk nişanlarının parladığı, kalbinin önündeki perdelerin kalktığı, ilahi feyizlere kavuştuğu görülecektir. Bu sayede kişi kendini yenileme, şarj olma ve yeniden dirilme özelliğini harekete geçirir.

İtikâf, aynı zamanda kişinin, toplumun ve ümmetin muhasebesini yapması için büyük bir önem arz eder. Geçen bir yılda Müslüman olarak görevlerimi yerine getirdim mi, geçen ömrümü nasıl değerlendirdim, toplum olarak İslam’ı ne kadar yaşıyoruz, neslimizin imanı nasıl kurtulacak, ümmetin içinde bulunduğu hal nedir? İşte, itikâf bu soruların cevaplarının arandığı, bunların muhasebesinin yapıldığı ve bu muhasebenin neticesinde insanın hayatına dair birtakım kararlar alabileceği önemli bir zaman dilimidir. Bu açıdan itikâf, Ümmet-i Muhammed’in içinde bulunduğu zilletten kurtulması, asırlardır uyuduğu uykudan uyanıp dirilişine vesile olması açısından önemlidir.

Ayrıca itikâf, diğer ibadetler gibi İslam davetçisinin benzinidir, yol azığıdır. Bu benzin, yokuş çıkan İslam davetçilerine Allah’ın kendilerine yüklediği İslam davasını yeryüzünde hâkim kılmak için her zaman lazım olacaktır. Yarınlarda insanlardan gelecek sıkıntılara göğüs germek, bıkmadan usanmadan yoluna tavizsiz bir şekilde devam edebilmek için yol azığı olacaktır. Bundan dolayı itikâf hayatı terk etmek değil, bilakis hayata hazırlanmaktır.

Rabbim, itikâfın önemini anlamayı, itikâfı hakkıyla eda etmeyi, unutulmuş bu sünnetin ihya edilmesinde öncüler olmayı ve de itikâftan aldığı maneviyatla Rabbinin davasına hizmet edenlerden olmayı hepimize nasip eylesin. (Âmin.)

  1. Beyhaki, Zühd’ül Kebir
  2. Buhârî, Fadlu Leyle-i Kadr 3, İtikâf 1, 14
  3. Buhari, i’tikaf 17; Ebu Davud, Savm 78, (2466). İbnu Mace, Siyam 58, (1769)
  4. Buhari, İtikâf, 9