Maneviyatımız

MANEVİYAT İMAMLARININ KALBİNDEN MUHABBETULLAH

Paylaş:

Değişen zaman, ortaya çıkan maddeci hayat tarzı bizden nice güzellikleri alıp götürdü. Geriye kalan maddenin içerisinde boğulan mana ve târumâr edilmiş duygular... Oysa duyguların ulvileştiği, yerini bulduğu nice zamanlara tanıktır tarih. Şimdilerde ne kadar muhtacız o yüce hissiyata sahip olmaya... Özleyenler için onların dilinden (daha doğrusu kalbinden) muhabbetullahı ele aldık. Buyrun Kuşeyrî’den muhabbetullahı okumaya...

“Allah’u Teâlâ buyurmuştur ki; “Ey iman edenler sizden kim dininden dönerse şunu bilsin; Allah sizin yerinize öyle bir topluluk getirir ki; Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever.”1

Ebu Hureyre’nin (r.a) rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber(s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’a kavuşmayı severse Allah da ona kavuşmayı sever.Kim Allah’a kavuşmayı sevmezse Allah da ona kavuşmayı sevmez.”2

O halde muhabbeti tarif etmek gerek. Kulun Allah’a olan muhabbeti kulun kalbinde bulduğu (ve hissettiği şerefli, kıymetli, zevkli) bir hal olup, onu kelimelerle anlatmak neredeyse mümkün değildir. Muhabbet konusunda insanlar âcizâne pek çok şey söylemişlerdir. Bunları şöyle özetlemek mümkündür:

·         Muhabbet, sevginin sâfi ve temiz olanına verilen bir isimdir.

·         Muhabbet, içinde su bulunan kap manasındaki “el-hub” kelimesinden gelmektedir. Kap, içinde olanı tutar ve bir kap dolu olduğu şeyden başkasını içine almaz. Aynı şekilde kalpte, sevgi ile dolu olunca, sevdiğinden başkasını içine almaz.

·         Ayrıca muhabbetin, küpe manası da olan “hıb” kökünden gelmesi de muhtemeldir. Küpeye iki sebeple bu mana verilmiştir: Birincisi kulaktan hiç ayrılmadığı için, diğeri de sürekli çırpınma ve sallanma halinde bulunduğu için. Her iki mana da muhabbet ehli için geçerlidir. (Seven sevdiğinden hiç ayrılmaz ve kalbi hep ona kavuşma hasretiyle çırpınıp durur.)

·         Muhabbet, büyük su manasına gelen “habebü’l-ma” kökünden türediği kabul edildiğinde ise, kalbin mühim ve önemli işlerinin en büyüğü, en önemlisidir.

Sûfîlerin muhabbeti tarifler ise ne güzeldir! Sûfîlerden biri demiştir ki: “Muhabbet, dertli ve ıstıraplı bir kalp ile sürekli sevgiliye meyletmektir.” Muhabbet, sevenin sevdiğini, elinde ve çevresinde bulunan her şeye tercih etmesidir.  Bâyezid-i Bestâmî ise muhabbeti: “Muhabbet, senin (sevdiğine karşı) yaptıkların çok da olsa az bulmak, sevgiliden gelen şeyler az da olsa çok bulmaktır.” diyerek tarif etmiştir.

Sehl b. Abdullah-ı Tüsterî demiştir ki: “Muhabbet, sürekli taate (emirlere) sarılmak ve ona muhalefet olan her şeyden kaçmaktır.”

Yahya b.Muaz demiştir ki: “Hakiki muhabbet sevgiliden gelen cefa ile azalmaz; iyilik ve ihsan ile artmaz.” Yine o demiştir ki: “Allah’ı sevdiğini söyleyipte O’nun emirlerini muhafaza etmeyen kimse sevgisinde yalancıdır.”

Ebû Bekir-i Kettânî şöyle anlatıyor:

“Bir hac mevsiminde Mekke’de şeyhler toplanmış konuşuyorlardı; konu muhabbetten açıldı. Cüneyd-i Bağdâdî de orada bulunuyordu. Yaş olarak onların en küçüğü idi. Şeyhler Cüneyd’e, “Ey Iraklı, bu konuda sen ne diyorsun? Ne biliyorsan söyle!”dediler. O zaman Cüneyd başını önüne eğdi, gözlerinden yaşlar boşandı, sonra başını kaldırdı ve şöyle dedi:

“Yüce Allah’ı seven kul, nefsinin bütün hazlarından geçmiş, kötü sıfatlarından temizlenmiştir. O, sürekli Rabbinin zikriyle meşguldür. Hep O’nun haklarını yerine getirmekle uğraşır. Kalbiyle O’na bakar... Her şeye hükmü geçen Allah (O’nun kalbinden) gaybın perdelerini açıp ona hakikâti göstermiştir. Artık o, konuşunca Allah ile konuşur. Bir şey anlatırsa Allah’tan anlatır. Bir hareket yaparsa Allah’ın emrine uygun olarak yapar. Sükûnet halinde de Allah ile beraberdir. O, Allah ile Allah için, Allah’la beraber olan biridir.”*