Tefekkür

Tefekkürün Ölümü: Kafalarımız Karmakarışık!

Paylaş:

Sessizliğin sımsıcak kolları vardır. Zaman zaman ona sarılmak gerekir. Sarıldığımız zamanlarda kulağımıza bazı şeyler fısıldar sessizlik. Elimizden tutup bizi güzel diyarlara götürür. İşte o anlar tefekkür için en uygun vakitlerdir. Peki, bu sessizlik nasıl bir sessizlik? Bir yıllık bir sessizlikten bahsetmiyorum veya bir aylık bir orman kampı sessizliğinden. Sarsıcı bir olay sürecindeki anlık sessizlikten bahsediyorum. O her şeyin bir anda anlamsızlaştığı, çaresizliğin doruklara kadar çıktığı, bütün imkânların tükendiği andaki sessizlikten… Bir felaket anının hengamesi geçtikten ve herkes çevrenizden ayrıldıktan sonra “Rabbimin bu felaketi başıma getirmesindeki hikmet nedir?” sorusunu sorduğunuz andaki sessizlikten… Hasılı tefekkür için gereken sessizliği, uzun bir zaman bir kenara çekilmek gibi ümmetin mevcut durumunda büyük bir lüks sayılabilecek bir hale getirmemek gerekir. Sessizlik, dışımızda kıyametler koparken içimizde minik bir serçeyle konuşmaktır. Özetle; bir iç sessizliği lazım bize.

Modern hayat tarzı hızlı yaşamayı, gündemi kaçırmamayı, yenilikleri yakalamayı gerektiriyor. Aksi halde sizi derhal bir kenara itiyor ve adeta başka bir diyardan gelmiş bir insana dönüşüyorsunuz. Sessizliğin güzelliklerinden bahsediyoruz ama biraz gerçekçi olmak gerekirse -ki gerekir- günümüz şartlarında bunun çok zor olduğunu kabul etmemiz kaçınılmazdır. Özellikle internet veya sosyal medya denilen, o ömrümüzün her saniyesine göz dikmiş vakit ve dikkat canavarı varken sessizlikten bahsetmek çölde sudan bahsetmek gibi bir şey. Her yerden zihnimize ve kalbimize bir veri akışı sağlanıyor. Telefonlarımızın ekranını yukarıya kaydırdıkça, her duraklamada bir başka paylaşım, bir başka fotoğraf… Bir mecradan başka bir mecraya geçiyoruz, orada da videolardan oluşan bir evren var. Videodan videoya atlaya atlaya saatler geçiriyoruz. Derken telefonun şarjı azalıyor. Onu prize yakın bir çıkıntıya bırakıp elimize televizyon kumandasını alıyoruz. Derken zihnimiz bulanıklaşmaya başlıyor, kalbimizin ritimleri bozuluyor, görüş açımız daralıyor, gözlerimiz seğirmeye başlıyor. Şüpheci, kafası karışık, dinine yabancı, Allah’tan uzak, kendine düşman ama bir o kadar da kendine hayran insanlar olup çıkıyoruz. Böyle bir insandan sağlıklı bir tefekkür beklenemez elbette. Evvela o telefonları usulca bir kenara koymak zorundayız. Televizyonu da kapatalım. Çağın gerektirdiği teknolojileri kullanabiliriz elbette. Ama bunlar kalbimize ve zihnimize zarar verecek seviyeye geldiyse orada bir durmak gerekir. Her şey kararında güzel…

Modern insanın kafası netleşmiyor. Elbette günümüz Müslümanları da buna dahil. Kafalarımız sürekli karışık, odaklanamıyoruz, saatlerce kitap okumak gibi şeyler bizlere çok yabancı. Böyle olunca bir türlü sakinleşemiyor kalbimiz ve zihnimiz. Ve tefekkür dediğimiz güzellikten de mahrum kalıyoruz. Sürekli şüphe duyuyoruz. Bir karar verecekken, yeni bir adım atacakken, bir konuya odaklanmışken hasılı hayatın her anında elinde kancasıyla peşimizde geziyor şüphelerimiz. Ne zaman güzel bir şey yapacak olsak kancasını atıyor ve bizi geriye çekiyor. Ya böyle olursa, ya bu adam şöyleyse, ya bu cemaatte şu varsa… Kulaktan duyma, hiçbir delile dayanmayan safsatalar yüzünden sürekli şüphe içindeyiz. Şüphelerden kurtulmadan gelişmenin, yükselmenin ve sağlıklı bir tefekkürün mümkün olmadığını bilmemiz gerekiyor. Şüphelerden kurtulmak için ise zihnimize ve kalbimize sahih ve güvenilir kaynaklar dışındaki veri girişlerini durdurmamız gerekiyor.

Şüphe kötü müdür? Hem evet hem hayır. Şüpheler; hayatını zapt etmiş, bir türlü kafan netleşmiyor, kararsızlık hali peşini bırakmıyor, istikamet çizgini bir türlü belirginleştiremiyorsan şüphe kötüdür. Televizyonda veya sosyal medyada bir haber duyduğunda hemen inanmıyor; önemli kararlar vermeden önce gerekli bütün araştırmaları yapıyorsan; her şeye tozpembe bakmıyor, özellikle de İslam düşmanlarının planları üzerine şüphelerin varsa şüphe güzeldir. Kısaca; araştırmaya sevk eden şüphe güzeldir, kararsızlık girdabına sokan şüphe kötüdür.

Şüphe konusunda Hucurat Suresi 6. ayeti hatırlamak da fayda var: “Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” Rabbimiz açıkça bize, “şüphe duyun” demektedir. Ama neyden şüphe duyacağız, asıl soru budur. “Bir fasık bir haber getirirse” kısmından asıl vurgunun haberi getiren kişiye olduğunu görüyoruz. Bir fasık haber getirirse hemen inanmayın. Çünkü o, kendisinden şüphe duyulması gereken birisidir. Sözüne hemen inanılmayacak birisidir. O yalan da söyleyebilir, yanlış da söyleyebilir.  Mü’minler böyle insanlardan şüphe duymalıdırlar. Onların sözlerine inanmamalıdırlar. Şüpheyle yaklaşmalı ve araştırmalıdırlar. Fasıkların haberleri, yayın kuruluşları, kitapları zihinleri ve kalpleri bulandırır. Onların yaydıkları bilgiler, ideolojiler kirli zihinler ve kalpler meydana getirir. Ve tefekkür ölür! Ne yapacağız peki? Kalbimize ve zihnimize emek vereceğiz. Bilgi, görüntü, ses, duygu ne varsa kalbimize ve zihnimize ulaşmadan önce onları bir filtreden geçireceğiz. Hani bazı duyarlı insanlar vardır, alış-veriş esnasında bir ürün alırken mutlaka içindekiler kısmını okur. Zararlı bir madde veya haram bir katkı var mı diye. Aynı şekilde kalbimizin ve zihnimizin maruz kalacağı her türden şeye karşı bu seçicilikte olmalıyız. Aksi halde “Her günah kalpte bir kara leke meydana getirir”1 hadisinde belirtildiği gibi kalbimiz ve zihnimiz kara lekelerle dolar ve artık tefekkür edemez hale gelir. Sonu gelmez felsefi tartışmalar, haram görüntüler, ne dünyamıza ne de ahiretimize yarayacak bilgiler, yanlış din anlayışları bu türden verilerdir. Bu verilere karşı kalp ve zihin sağlığımız için dikkatli olacağız, şüpheli olacağız. İşte buradaki şüphe faydalı bir şüphedir.

Zihinlerimizin ve kalplerimizin netleşmesini engelleyen şüphelerden kurtulmak zorundayız. Ancak bu şekilde daha sağlıklı tefekkürler yapılabilir. Hatta tefekkürün lezzetine ancak bu şekilde varılabilir. Tefekkürün lezzeti mi olur? Hem de ne lezzet. Belki bir başka yazımızda da bu konuya değiniriz. Selametle…

  1. Müslim; Tirmizi