Siyasi Makale

Akp’nin Papatyaları

Paylaş:

 

AKP’den fikri ve siyasi kopuşlar devam ederken AKP’nin izlediği politikalara eleştirel yaklaşımlar da devam ediyor. Son olarak İstanbul Sözleşmesi’nin tekrar gündeme gelmesi ve AKP’ye yakın STK’ların bunu desteklemesi sonucunda Abdurrahman Dilipak AKP’ye ve İslamcı STK’lara yönelik eleştirel bir yazı yazdı. Abdurrahman Dilipak’ın yazdığı “AKP’nin Papatyaları” adlı makalenin tamamı şu şekilde:

ANAP’ı o “Papatyalar”, o “Lale Devri çocuk­ları” bitirdi. AK Partiyi de, bu Erguvani AKP’nin “Papatyaları” (!?) bitirecek bu gidişle. AK Parti içindeki AKP’liler konuşuyor, AK Partililer susu­yor. AKP’liler terfi etti zenginleşti, itibar sahibi ol­dular. Kaymağı onlar yiyor, parayı onlar veriyor. Camiye, okula, yurda parayı veren de onlar. Eee, parayı veren düdüğü çalıyor. Kem alat ile kemalat olmuyor. Haram para ile hayır olmayacağı gibi.

Bunlardan maddi yardım almayan cemaat ve vakıf kaldı mı? Ha, işte böyle, veren el alan elden üstündür. Daha önce siz konuşuyordunuz onlar dinliyordu, şimdi onlar konuşuyor, siz dinliyor­sunuz..

AB fonları ile semirenlerin sesleri nasıl incel­di, eskiden ter kokuyorlardı, şimdi parfüm koku­yorlar. Bodrum katlarında rutubet kokan dernek­lerden çıkıp plazalara taşındılar.

AK Parti içindeki AKP’liler, FETÖ’nün zih­niyet ikizi gibi davranıyorlar. Hem uluslararası fonlarla destekleniyorlar hem de kamu fonlarını kullanıyorlar. Malum “Yeşil Sermaye” de bunla­ra sponsor olabiliyor. Koç kadar, Sabancı kadar, Eczacıbaşı kadar bizim “Yeşil sermaye” davasına sadakat gösterip, bu fahişelere ve onların türev­lerine karşı seslerini yükseltebilecekler mi? Kon­feksiyoncu, gıda zinciri, finans kuruluşu, ses ver Türkiye! Ne bekliyorsunuz!

Ben hep “Lazaranta” diye yazıyorum da, aslı “Lanzarote Sözleşmesi” Şeytan Üçgeninin bir di­ğer ayağı olan “Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması” sözleşme­si 6084 sayılı kanun ile onaylanmış̧ ve 25.10.2010 tarihinde kanunlaşmış̧. (İlk ilanı 25 Ekim 2007) Yani sözleşme Mecliste beklemiyor, o iş bitmiş. Bekleyen sözleşme hükümlerinin yasaya dö­nüştürülmesi. Yani şu anda Türkiye’nin en kolay şekilde çekileceği sözleşme bu Lanzarote Sözleş­mesi. Kronolojik sırayla gidersek, sonra İstanbul Sözleşmesi ve daha sonra CEDAW. Sonra da CE­DAW ve İstanbul Sözleşmesine dayalı yasa ve yö­netmeliklerin, genelgelerin değiştirilmesi gerek.

Bu felaketin sorumluları arasında en önemli isim olarak karşımıza hep Fatma Şahin çıkıyor. Şahin hâlâ bu yönde genelgeler yayınlıyor. Top­lumdaki öfke konusunda sanırım bilgi sahibi değil. KADEM bir, Fatma Şahin iki. KADEM aile ile yakın ilişkisi sebebi ile daha öncelikli olarak akla geliyor.

Geçen süreçte, bu fitne hareketi, milletvekille­ri, bakanlar, valiler, kaymakamlar, belediye baş­kanları, merkez ve taşradaki hemen hemen kamu bürokrasisi ve işadamlarının hemen hepsinin aile ve çocuklarını kendi içine çekti ve bu çevrelerin kafaları bu cehennemde formatlandı.

Aile Bakanlığı’nın ilgili birimleri, Bazı STK’lar, GRAVİO bir misyoner örgütü gibi çalıştı. Maarifi mahvettiler. Bütün devlet kademelerine sızdılar. Bunlar çok ileri gittiler. Bırakın eleştirmeyi, soru sormak bile azarlanmanız, aşağılanmanız için yeterliydi.

STK’ların karşısına geçip, pahalı arabalar ve korumaları ile gelen ve yakasında bayrak rozet­li birileri gazetecisine, STK yöneticisine talimat verip parmak sallıyordu: “Yurdunuzu biz yap­tık, okulunuzu da, cami de yaptık. Cemaati de siz bulsaydınız. Şimdi geldiniz konuşuyorsunuz. Siz partimiz için ne yaptınız!” Mahallenin abisi, acar politikacılar karşısında onurları kırılmış, bo­yunları bükük susuyorlardı. Aslında biz hepimiz suçluyduk. Kimse üzerine düşen görevi yapmadı. Hep iktidar olmayı bekledik. CEDAW darbeciler tarafından imzalandı. REFAHYOL döneminde olamazdı, çünkü tek başına iktidar değildik. Ve AK Parti. Büyük hayaller ve umutlarla çıkıldı yola. Bugün gelinen noktada neleri konuşuyoruz. Ba­kın, değil Ayasofya’yı açmak, Kıbrıs’ın tamamı­nı da alsanız, Ege adalarını da alsanız, bu fitneyi durdurmadığınız takdirde büyüyen öfke ufkunu­zu karartacaktır. Aile kaybedildikten sonra onun yerine koyabileceğiniz bir şey yok. Bakın Mescid-i Aksa’yı açsanız da bir şey değişmez. Açık iyi eder­siniz de, helak kapılarını çaldığında Lut kavminin başında bir peygamber vardı ve mabed açıktı. Bu­günkü başımızın belası aile ve aileyi tehdit eden fahşa! Bu sözleşmeler de bununla ilgili.

Av. Ebubekir Esad BAŞ’ın “Lanzarote sözleş­mesinin hukuki tahlili” konulu makalesini oku­yorum. Makalenin girişinde 7 Mayıs 2020’de ilk kez Dr. Mücahit Gültekin’in bu konuya dikkat çektiğini söylüyor. Evet, bizim politikacılarımız, gazetecilerimiz, akademisyenlerimiz hep birden özür dilemeliyiz. Uyumuşuz. Ve bu vesile ile Mü­cahit Gültekin’e teşekkür ediyorum. Allah ondan razı olsun. Bu arada, Erol Yarar da önemli bir açık­lama yaptı. Dikkat çekici bir tespiti var, 28 Şubat’ta darbecilerin arkasında duran, başörtüsüne savaş açan sermaye gruplarının bugün İstanbul Sözleş­mesinin bayraktarlığını yapıyor olmaları dikkat çekici. FETÖ’cüler 15 Temmuz’da başarılı olsalar­dı, inanın bugün İstanbul Sözleşmesi konusunda da, aynen içimizdeki AKP’liler gibi yaparlardı. Bu çevrelerin İstanbul Sözleşmesi konusunda sesle­rini yükseltmeleri karşısında Erol Yarar iş dünya­sından açıkça tepki koyan ve tavrını bir bildiri ile açıklayan ilk kişi oldu. “Bu süreçte, iş dünyasının bir bölümü “Kadın Erkek eşitliği” gibi güzel bir sözün arkasına sığınarak, değerlerimizi hiçe sa­yan ve hatta “kökünden kazımak” tabiri dahil her türlü batı merkezli hayat biçimini ülkemiz insanı­na dayatan bir sözleşmeyi neden destekliyorlar?” diye soruyor Yarar.

Cevabında ise Yarar; “Konuşmak yerine ‘söz­leşmeye dokunmayın!’ mantığı ile hareket eden STK, basın ve iş dünyasının iyi niyetli olduğunu düşünmek zorlama bir mantık olacaktır. Ailenin adeta yıkıldığı, her türlü sapkınlığın meşrulaştığı batı toplum değerleri ile bizim toplumsal yarala­rımızı tedavi etmek mümkün değildir. İstanbul Sözleşme’sini dini bir metin gibi gören iş dünyası ve diğer kesimleri; cinsiyeti belirgin şekilde yara­tılış aslına uygun tarif eden ve kadını anne, kar­deş, eş gören, ayaklarının altında cennet olmakla müjdeleyen ve daha nice yüceliklerle tasvir eden, inanç değerleriyle mücadele etmek yerine bu de­ğerlere sahip çıkmaya ve saygılı olmaya davet edi­yorum” diyor. Selam ve dua ile.1 ­

Abdurrahman Dilipak’ın yazmış olduğu bu ya­zıdan sonra AKP Kadın Kolları kendisi hakkında suç duyurusunda bulundu. Bu olayı Abdurrahman Dilipak’ı susturmak olarak değerlendiren Alpars­lan Kuytul Hocaefendi’nin de dediği gibi mesele sadece İstanbul Sözleşmesi değildir. Birçok vakfın, derneğin, STK’ların kişiliksizleşmesi, hakikatleri konuşmaması, yanlışlara karşı gelmemesinden dolayı rahatsızlık duyan ve bunu dile getirenlerin susturulması meselesi olduğu görülüyor.2

1. yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/akpnin-papatyalari-33008.html

2. alparslankuytul.com/2020/abdurrahman-diliipaki-susturma-operasyonu.html