Makale

Allah’a Kulluk Mutlak Hürriyettir

Paylaş:

İslam öyle bir dindir ki, 'kulluk' yani 'kölelik' kelimesini özgürlük ile yan yana getirmiş, evrenin yegâne sahibine ve otoritesine kullukla kendisine tabi olanlara mutlak hürriyeti yaşatmayı garanti etmiştir. İnsanın bağımsız yaşama isteği ve karşı konulamaz özgürlük arayışı, insanlık serüveni ilk başladığı andan itibaren varolagelmiştir. İnsan özgür olmak ve dilediği her şeyi yapmak isteyen bir varlıktır.

Özgürlük insanın yemek içmek gibi temel ihtiyacıdır. Ancak bizler bu dünyaya boynumuzda kulluk ipleriyle geliriz. Özgürlük bir karar ve irade eylemi değildir çoğu kez. Çünkü içimizde taşıdığımız nefis daima özgürlüğü kendisini tatmin edecek şeylerde arar. Şehvete hoş geliyorsa özgürlük için ne gerekiyorsa yapar; ancak nefse ve onun isteklerine hoş gelmeyen şeylerde özgürce davranamaz.

Allah Azze ve Celle, Şems Suresi’nde de bahsettiği üzere insanoğluna hem takvayı hem fıskı fücuru ilham ettiği halde insan günahın özgürlüğüne koşarak gider ama takvanın özgürlüğünde hep tereddüt eder. İşte buradan bakıldığında: Hür müyüz? Yoksa irademiz nefsimizin ellerinde mi? Ya da nefsimiz ne istediğini bilmeyen şımarık bir çocuk misali bizi sahte özgürlüklere mi koşturuyor? Şunu baştan kabul edelim ki insan asla bu dünyada hür olamayacak!

Üniversite yıllarımdan hatırladığım felsefi iki tabir var: “Objektivizm” ve “İndividüalizm.” Bu iki tabir yüzünden okuldaki hocalarla çok sert tartışmalara girdim. Objektivizm ekolünü savunanlar diyor ki: “Hiçbir dinin ve şahsın peşinden gitmeyeceksin, kendi mutluluk ve ahlak değerlerini kendin oluşturacaksın, gerekirse tüm dünyaya karşı meydan okuyacaksın.” Bunun paralelinde Türkçesi ferdiyetçilik demek olan individüalizm ise her şeyin merkezine “ben”i alır ve sadece önce kendisi için vardır ve başkaları onun umurunda bile değildir. Ümmetçilik ve aile düşüncesini yok etmektir gaye. Bu düşünceyi savunan kimselerle yaptığım tartışmalarda hep şunu söylemiştim: “Siz size ait olmayan bir düşünceyle, kendinizi özgür kıldığınızı zannederek aslında o şahısların görüşlerine kulluk ediyorsunuz. Sonuçta bu düşünceler de birilerinin düşüncesi. Allah’ı dinlemeyerek kendinizi özgür kıldığınızı zannediyorsunuz!”

İşte bu iki hastalıklı ideoloji, kapitalist dünyanın getirdiği sözde özgürlüğün temelini oluşturan düşüncelerdir. Hâlbuki insan, kendisi için yaşadığı ve var olduğu sürece ancak kendi nefsinin esiridir. Bizler tüm insanlık ve daima hayalini kurduğumuz İslam Medeniyetini meydana getirecek olan İslam ümmeti için yaşadığımızda ve onların kurtuluşu için çalışıp kendi arzularımızı, rahat hayatımızı feda ettiğimizde özgür olabiliriz.

Sahi özgürlük nedir ki? Özgürlüğü sana kim verebilir? Hangi özgürlük daha yücedir? Tevhid, bir özgürlük sloganıdır. Bu sözle, insan kâinatın içerisinde mevcut olan tüm otorite ve sistemlere, sahte istek ve görüşlere, sahte güç sahiplerine karşı gelerek mutlak irade ve sonsuz imkan sahibi olan Alemlerin Rabbine verdiği kulluk akdi ile mutlak özgürlüğe kavuşmuş olur.

Üstad Seyyid Kutub şöyle der: “Özgürlük, akideyle zorbaların zulümlerine, diktatörlerin diktasına karşı üstün gelmekten başka nedir ki? Bedenleri ve boyunları egemenliği altına alan, fakat kalpleri ve ruhları kendisine boyun eğdirmekten aciz kalan kaba kuvveti basite indirgemekten başka nedir ki özgürlük!”

İşte biz böyle özgür kalırız. İmkânları dünya ile sınırlı olan ve bu dünyada ancak bizim kadar yer tutan, yaşayan, ölen ve hesap verecek olan aciz kullara mı kulluk ederek özgür kalacaksın! Her istediğini bir hayvan iştahında yapan, tek özgürlüğü kendi egosunu tatmin için zevk sefa sürmek olan ve işi gücü özel hayatını dünya aleme izleterek kendini fenomen yapan sözde sanatçı, şarkıcı, YouTuber denilen mahlukları mı özgürlük örneği alarak kendini özgür yapacaksın?

Onların özgürlüğü; çektikleri videolar ve izlenilen takipçi sayısı kadardır. Geçenlerde ünlü bir YouTuber, hesabı kapatılacak diye intihar etmeyi düşündüğünü söylemişti. İşte alın size özgürlük! Onun özgürlüğü YouTube kanalında izlenme sayısı kadardır. Biz imanlı muvahhid gençlerin özgürlüğü ise Rabbimiz tarafından izlenip ahirette milyarlarca insan önünde hesap defterimizi alıp: “Alın işte kitabımı okuyun, bakın karneme, bakın dünyada neler yaptım, bakın Rabbimi razı etmek için nelerimi feda ettim” diyecek kadardır.

Müslümanlar, sadece Allah’a teslim olmakla takipçi sayısını bir tek Allah ve melekleriyle sınırlayarak mutlak özgürlüğe kavuşurlar. Sosyal medya hesaplarıyla takipçi kasmak ve izlenme rekorları kırmak yerine her gün ümmetin kurtuluşu için nefsine pranga vurup bir insanın hidayetine vesile olarak kalplerde iman duygusu uyandırma rekorları kırmaktır bizim özgürlüğümüz. Her gün bir yetime, bir fakire ve bir mazluma sahip çıkarak ve bir insanın hidayetine vesile olarak öteler ötesi âlemlerden sayılamayacak kadar “Like”lar (beğeniler) ve Rt’ler alıp, ruhunu sonsuz cennetlere doğru özgür bırakmaktır.

İslam’la yaşamak, ruhunu ait olduğu Rabbine ve doğduğu yere doğru özgür bırakmaktır. Seni yaratan, senin gibi yaratılanlara kulluk edesin, nefsin ve onların istediği gibi yaşayasın diye yaratmadı. Bir tek Rabbine yöneldiğinde binlerce ilahtan yüz çevireceğini unutma. Rabbinin hudutlarında özgür kalmayı tüm benliğinle, tüm hücrelerinle ve hayatının her anında başarmalısın.

Özgürlük bir düşünce, bir hayat ve inanç tarzıdır. Batıl hayat ile özgürlük yaşayanlar bu haldeler. Özgürlüğü sadece akide halinde bırakmak ve bir sonraki aşamaya gelememek tehlikeli ve kabule şayan değildir. Akide ile sahte ilahların kulluk duvarlarını yıkacaksın, İslam’ın sana verdiği idealizm olan İslam Medeniyeti hedefine doğru yürüme düşüncesi ile yaşayıp hayatını sadece Allah’ın emir ve yasaklarıyla ikame edeceksin!

İşte şimdi özgürlük, sende yeşeren bir ağaç olacak ve etrafına bu ağacın gölgesi ve meyvesi huzur verecek ki senden sonraki nesiller de Tevhidi özgürlük sancaktarları olsunlar!

“Batı, Batı der çırpınırlar,

Batı tükürük hokkasında.

Makine dimdik demirden put,

İnsanoğlu ruh laçkasında.

Hürriyet nerde söyleyeyim:

Hakka esaret halkasında.”1

  1. Necip Fazıl Kısakürek