Güncel

Benna'dan Mursi'ye Davet ve Şehadet Okulu İhvan

Paylaş:

Muhammed Mursi’nin darbeci Sisi cuntası tarafından çıkarıldığı mahkeme salonunda şehit olmasının üzerine, Rumeysa Sarısaçlı Hocahanımın kaleme aldığı yazısı:

                Bir taraftan dirilişin bir taraftan şehadetin okuludur ihvan… Bitmiş bir imparatorluğun, yıkılmış, yenilmiş, düşmüş bir cephesinden, Mısırdan, ümmetin ayağa kalkma çabasıdır ihvan… İskenderiye’de toprağa düşen tohum, İsmailiyye’de filiz veren ve dalları tüm dünyaya yayılan çınarın adıdır ihvan… Benna’ların Kutub’ların hocalığında tevhide davetin okuludur… Garbın âfâkından gelen kasırgalara karşı direnip, kendini yeniden kurmaya çalışan ümmetin öncüsüdür ihvan… Yenilginin içinde başarı; korkunun içinde ümittir ihvan.

                Muhammed Mursi’nin ölüm haberini duyduğumda ilk aklıma gelen Hasan el Benna oldu ve yüksek sesle onunla konuşmaya başladım: ‘Her şeyi sen başlattın ey imam. Sen başlattın… 20. yüzyılda sen açtın bu şehadet yolunun önünü… Sen açtın genç ölmenin yolunu… En azından geçen asır, her şeyi sen başlattın ey imam. Çocuk yaşta ‘haramların işlenmesini önleme cemiyeti’ kurdun. Gizli gizli yazdığın ve ulaştırdığın mektuplarla koca insanlara uyarıcı oldun. Çocuktun ama o kadar büyüktün ki. Allah yolunda gece gündüz davet yapmayı, okulda, sokakta, kahvehanede, insanları kaçırmadan, göçürmeden, İslam’a, Tevhide, takvaya davet ettin. Peygamberin kaybolmuş davet sünnetini ihya için gece gündüz mücadele ettin. Kısa ömründe İHVAN gibi koca bir eser, bir okul inşa ettin. Yetmedi, 42 yaşında Kahire’nin ortasında vuruldun, yaralıydın, belki de ölümcül değildi yaran ama müdahale edilmesine izin verilmedi ve kan kaybından şehid oldun. Öyle ya sende bir şey kalmamalıydı, çünkü sen öyleydin; ‘sonuna kadar’ diyenlerdendin. Kanının son damlasına kadar kendini Allah’a feda ettin; mum gibi, etrafını aydınlatmak için eridin; şehadetle ömrünü tamamladın; tacını taktın, gittin.

                Üstad Hasan El-Benna ile başladı tarihe geçen İhvan hareketi… Mücadelesi kıtalar aştı… Onun açtığı davet ve şehadet okulundan çok insan geçti. Seyyid Kutublar, Mustafa Sibailer, Zeynep Gazaliler, Muhammed Kutublar, Said Havvalar, Ahmet Yasinler ve daha niceleri…

                Mursi’nin şehadetiyle1 akla şu soru geliyor veya şeytan akla şu soruyu getiriyor: Hasan El Benna, Seyyid Kutub, Ahmet Yasin, Muhammed Mursi ve bugüne kadar binlerce İhvan mensubu şehit oldu… Peki bu durumda İhvan yenilmiş olmuyor mu?

                30 Ocak operasyonundan sonra Muhterem Hocamız ve bazı kardeşlerimiz tutuklanınca, vakfımız kapatılınca, evimin salonunda otururken ve kara kara düşünürken bir anda şeytan geldi ve bana dedi ki: İşte siz de başaramadınız, olmadı işte, mağlup oluyorsunuz... Bir an, diğer düşünceleri bir kenara bıraktım ve onun dedikleri üzerine düşünmeye başladım. Biz yeniliyor muyduk? Ben daha bu sorunun cevabını düşünürken, O, soruyu daha da zor hale getirmek için dedi ki: İhvan da başaramamıştı, kaç şehit verdi, siz de başaramayacaksınız… Cevaba son cümlesinden başladım. İhvan başaramadı öyle mi! İhvan kıtaları etkiledi! 20. yüzyılda İslami hareketlere örnek oldu; okul oldu. İhvan okulunda yetişen âlimlerin hayatları, mücadeleleri, kitapları, şehadetleri ne dersler verdi ümmetin gençlerine. İhvan başaramadı öyle mi? Başarı illa son noktanın konulması mıdır? Başarının yolunu açmak, o yola girmeye öncülük etmek başarı değil midir? Tüm bu cevap niteliğindeki sorular zannediyorum onun moralini bozdu ve bir daha bu konularda dan - dun etmedi. Bizimle ilgili sorusuna gelince, ona da 3 cevap verdim mosmor oldu (Allah selamet versin kıymetli hocam bir gün şeytana verdiği cevapları sıralamış ve biraz da latifeyle karışık: ‘Sonunda Şeytan mosmor oldu’ demişti. Ben de onun cevabından esinlenerek öyle tavsif ettim şeytanı…)2, defolup gitti.

                Seyyid Kutub Yoldaki İşaretlerin son bölümü olan ‘yol budur’da anlatır tüm bunların olacağını ve bu yolda başımıza gelecekleri… Gerçekçi bir şekilde ve Kur’an’ın yola koyduğu işaretlerle anlatır… Buruç Suresini tefsir eder. Ateşten hendeklere atılan müminleri hatırlatır. Yol budur! Bu yolun sonunda ateşlere atılmak da, yağlı urganlarla asılmak da var der.

                Savaş alanının yalnızca yeryüzü olmadığını ve savaşın tanıklarının sadece insanlar olmadığını söyler… Eğer davandan vazgeçmezsen, ölsen de, iman işkenceye galip gelmiştir; akide hayata karşı zafer kazanmıştır der.

                Alparslan Kuytul Hocam da kitabın bu bölümünü anlatırken der ki: Seyyid Kutub’un kitabın sonuna bu bölümü koyması ‘asker görevini bilmeli komutanın işine karışmamalı’ mantığını vermek içindir. Zafere ulaşmak görevimiz olmadığı gibi sonunu düşünmek de görevimiz değildir… İslam’ın bitmeyeceği ve yeni bir hareketin başlayacağı unutulmamalıdır.

                Ve biz ‘Sabredin ey Yasir ailesi size cennet var’ sözünün anlamını da biliriz. Bu söz şehadetin müjdesidir! Sahi şehadet neyin müjdesidir ve nasıl müjde olur? Hadiste geçen ifadeden Cennetin müjdesi olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, Kur’an’da bir ayet vardır ki o ayette şehadetin, düşmana galip gelmenin yolu olduğunu ve böylece zaferin de müjdesi olduğunu anlıyoruz. Rabbimiz Teala buyurur: ‘Allah’ın (içinizden şehitler edinmesi), iman edenleri arındırması ve kafirleri de yok etmesi içindir.’3 3-5 yıl önce bu ayetin tefsirine hazırlanırken, ayetin manasına oldukça şaşırmıştım ve ‘nasıl anlatacağım’ diyerek kaygılanmıştım. Ayetin elbette çok farklı yönlerden tefsiri uzun uzun yapılmıştır, yapılabilir. Ama ayette öyle bir mana var ki, ilk okuduğumda kafama takılmıştı. O mana da şudur ki: ‘Biz öleceğiz (şehid olacağız) ve kafir yok olacak.’ Yani bu durum nasıl olacak? Çünkü normal şartlarda ‘biz ölürsek, kafir güçlenir’. Rabbim neyi kastediyor; neyi murad ediyordu? Tam olarak ve açıkça anlatılmasa da, biraz tefsirlerin izahıyla ve biraz da üzerinde uzun uzun düşününce ayetin sırrı ortaya çıktı ve hayran oldum. Evet, biz öleceğiz ve kafir yenilecek! Çünkü şehadet, çok tesirli bir muharriktir, münzirdir, adeta ‘ba’su ba’de’l mevt- öldükten sonra diriliş’tir. Rabbimiz ölü gibi duran ümmetin, ölümlerle, şehadetle, canının yanmasıyla uyanacağını, harekete geçeceğini bildiriyor. Adeta ölmüş gibi hareketsizleşen ümmet, harekete geçtiğinde diriliş başlayacak ve bu dirilişle kafirin yenilgi süreci başlamış olacaktır. İşte bu sünnetullahtır. İlahi kânun bunu şart koşuyor. Bu şart gerçekleşmeden zafer gerçekleşmeyecektir. Kıymetli Alparslan Kuytul Hocam bu durumu çok daha güzel ifadelerle söyler: ‘Şehitlerin kanı ümmet ağacının yeniden yeşermesine vesile olacaktır.’ der. Bazen bir kişinin ölümü, bazen de milyonların ölümü, milyonların dirilişine vesile olur... İdealleriyle, hak davasıyla, çağlara meydan okuyan kitabıyla dipdiri olan bu dininin mensupları, dirilmeye ve cehd-u gayrete başladığında; zaten köksüz olan batıl sistemlerin yenilmesi kaçınılmaz olacaktır.

                Mursi’nin şehadetini, tüm bunları düşününce, metanetle ve yanan canımızın bize kazandıracağı gayretle karşılamak gerekiyor. Her dakikası ıstırapla geçen 6 yıl gibi uzun bir işkence dönemi ve sonunda gelen şehadet… Ne mutlu ona! Yüzlerce kitabın, dersin veremeyeceğinden çok daha fazla nasihat etti bizlere... Bu nasihatten yüreklerimiz etkilenmeli ve azmimizi, gayretimizi arttırmalıyız. Son söz Seyyid Kutub’un olsun: ‘İnsanların hepsi ölür. Ama insanların hepsi, şehadetin kazandırdığı özgürlüğe ve yüksek ufuklara ulaşamaz’. Rabbim bizi de şehadetin özgürlüğüne kavuştursun.

1. Onlar kalp krizi vs. ne derse desin, Mursi zulmen öldürülmüştür ve şehittir. (Biiznillah)

2. Bu üç cevabı inşallah başka bir yazıda yazacağım, konumuz bu olmadığı için yazmıyorum.

3. Al-i İmran 140-141