İslam nizamı insanlığın ihtiyacını her anlamda karşılayan, toplumların ve bireyin fıtratına uygun olan yegâne medeniyettir. Toplumların ve bireylerin bir medeniyetten beklentisi medeniyet olduğuna kanaat getirdikleri nizamın hem manevi hem kültürel hem ilmi hem dünyevi hem uhrevi değerleri bünyesinde barındırması gerekliliğidir. Bugün insanlığın içinde bulunduğu manevi bataklıktan kurtulabilmek için çeşitli yollara başvurduğu ve bir kurtuluş olarak hasret duyduğu ancak dile getiremediği İslam Medeniyeti, yukarıda zikredilen değerlerin tamamını kapsamaktadır. Bu durum da günümüzde İslam Medeniyetine alternatif olarak gösterilen hayat tarzlarının hiçbirinin tam bir medeniyet olamadığını bilakis toplumları edna1 kitleler haline getirdiğini açıkça gözler önüne sermektedir. Bu hususta Said Nursi Rahimehullah’ın şu izahı oldukça açıklayıcıdır: “Evet, mimsiz medeniyet; habis, nazar-ı şeriatta merdud (şeriat böyle bir medeniyeti reddeder), seyyiatı hasenatına galib (kötülükleri iyiliklerinden fazla), intibah-ı beşerle mahkûm-u inkıraz (insanlığın uyanmasıyla çökmeye mahkûm), sefih, mütemerrid, gaddar, mânen vahşi, dışı süs, içi pis, beşerin nefs-i emmaresi, kurtlanmış bir ağaç görünümündedir.”2
İslam dininin insan fıtratına uygun ve insanın doğası bakımından realist biricik medeniyet olduğuna kısaca değindikten sonra İslam Medeniyetinde akidenin bir inanç olmanın ötesinde hem amele hem de toplum nazarında kabul gören entelektüel zenginliğe yansıyabilecek kadar köklü ve güçlü bir medeniyet olduğunu ispatlayan maneviyat iklimine doğru yola çıkalım...
İSLAM MEDENİYETİNDE RECEP, ŞABAN VE RAMAZAN AYLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
1. Hz. Peygamber Dönemi (610–632)
Hz. Peygamber döneminde Recep3 ve Ramazan4 aylarına Kur’an-ı Kerim’de bildirildiği üzere kıymet verilmiştir. Şaban5 ayı ise Hz. Peygamberin ibadetlerini artırdığı bir ay olması sebebi ile sahabenin de ihtimam gösterdiği bir zaman dilimi olmuştur.
2. Hulefa-yi Râşidîn Dönemi (632–661)
Dört halife döneminde üç aylar dönemi Hz. Peygamber döneminde uygulandığı gibi uygulanmıştır. Üç aylara özgü toplu kutlamalar, kandil geceleri vb. uygulama ve adlandırmalar görülmemektedir. Ancak Hulefa-yi Raşidin döneminde Hz. Ömer’in Ramazan aylarında teravih namazlarını cemaat halinde kılmaya teşvik etmesi6 önceki dönemlerde görülmemiş olan bir durumdur.
3. Tabiîn Dönemi (7–8. yüzyıl)
Tabiin döneminde üç ayların karşılanması ve değerlendirilmesi bu ayların İslam tarihinde toplumsal bir değer kazanması hususunda bir temel mesabesindedir. Tabiin döneminde üç ayların günümüzde olduğu gibi toplumsal anlamda kutlanan bir yeri yoktur. Ancak dönemin ilim adamlarının üç ayların fazileti hakkında çeşitli yorumlarda bulunması, bu yönde vaazlar irşad ederek toplumu üç aylar hususunda daha bilinçli hale getirmeye çalıştıkları görülmektedir. Ramazan ayı başta olmak üzere Recep ve Şaban aylarının da manevi anlamda arınma, temizlenme iklimi olduğuna bu sebeple hakkıyla değerlendirilmesinin önemli olduğuna dikkat çekilmiştir.
Tabiin döneminin ön plana çıkan isimlerinden biri olan Hasan Basri Radıyallahu Anh: “Allah Ramazan’ı kulları için bir yarış meydanı kılmıştır; orada O’na itaatle yarışırlar”7 ifadesi ile Ramazan ayının önemine vurgu yapmıştır. Dönemin ön plana başka bir ismi olan Amr b. Kays el-Mülai: “Şaban, Kur’an okuyucularının ayıdır”8 söylemi ile üç aylardan biri olan Şaban ayının önemine dikkat çekmiştir.
4. Emeviler Dönemi (661–750)
Emeviler döneminde üç aylar, kandil veya resmî/kurumsal törenlerle kutlanmıyor olmakla birlikte toplumsal hafızada yer edinmiştir. Bu dönemde camilerde yapılan vaazlar, toplu ibadetler, teravih namazları ve halk arasında bu ayların önemine vurgu yapılarak yayılan irşad faaliyetleri9 dönemin Müslümanlarında üç aylara karşı bir heyecan ve farkındalığın oluşmasına vesile olmuştur.
5. Abbasiler Dönemi (750–1258)
Abbasiler döneminde üç ayların toplumsal bağlamda kutlanması önceki dönemlere kıyasla daha belirgin bir hale gelmiştir. Regaip, Berat ve Kadir gecesi gibi geceler bu dönemde ön plana çıkmış; camilerde toplu ibadetler ve Kur’an hatimleri yaygınlaşmıştır10. Önceki dönemlerde rastlanmayan bir uygulama olarak, bu dönemde saray çevresinde iftar sofraları kurulmuş ve ihtiyaç sahiplerine yönelik yardımlar artırılmıştır.
6. Osmanlı Dönemi (1299–1922)
Osmanlı döneminde üç aylar, İslam Medeniyetinin resmi/kurumsal kimliği olma vasfını kazanmış ve toplumda adeta bir şölene dönüşmüştür. Üç aylarda ilk kez Osmanlı Padişahı II. Selim döneminde camiler aydınlatılıp minarelerde kandiller yakılmıştır. Bu sebeple üç aylarda yer alan geceler için ‘kandil geceleri’ kullanımı yaygınlık göstermeye başlamıştır.
Bu dönemde kandil programları devlet yetkilileri ve padişahın katılımı ile gerçekleşmeye başlamıştır. Mevlid Kandili gibi kandiller ve Kadir Gecesi bizzat Osmanlı padişahlarının katılımı ile halk nazarında büyük bir coşku ile kutlanan geceler halini almıştır. Kandil programları Osmanlı döneminde Cuma Selamlığında11 olduğu gibi halkın padişaha talep ve sorunlarını iletebildiği zaman dilimine de dönüşmüştür.
Üç aylar ve üç ayların içerisinde yer alan kandil gecelerine ihtimam gösterilmesi sebebi ile bu günlerde İslam’ın nehyettiği davranışlarda bulunanlar uyarılmış; bu aylarda ve kandil gecelerinde diğer günlere göre çok daha hassas olunması gerektiği üzerinde durulmuştur. Osmanlı nizamının başlıca hayır kurumlarından olan imarethanelerde yapılan yardımlar üç aylarda artış göstermiştir. Ayrıca İslam toplumunun önemli bir medeniyet nişanesi olan sadaka taşları12 bu zaman dilimlerinde daha hassas bir şekilde gözetilmiştir.
1. Aşağı, adi
2. Sünûhât, “Rüyada Bir Hitabe”, Risale-i Nur Külliyatı
3. Tevbe, 36
4. Bakara, 185
5. Müslim, Siyam
6. Buhari, Salatü’t-teravih
7. İbn Receb el-Hanbeli, Letâ’ifü’l-Me’ârif
8. İbn Receb el-Hanbeli, Letâ’ifü’l-Me’ârif
9. TDV, Emeviler, İslam Ansiklopedisi
10. TDV, Kandil, İslam Ansiklopedisi
11. TDV, Cuma Selâmlığı, İslam Ansiklopedisi
12. TDV, Sadaka, İslam Ansiklopedisi
