Tefsir

“DE Kİ: ‘ALLAH’I SEVİYORSANIZ BANA TÂBİ OLUN’…”

Paylaş:

“De ki: ‘Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.’ Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”1

Konumuz olan yukarıdaki ayetin sebeb-i nüzulü ile ilgili tefsirlerde şöyle bir olay zikredilmektedir:

Rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.), Kureyşliler Mescid-i Haram’da putlara taparken yanlarında durup şöyle dedi: “Ey Kureyş topluluğu! Vallahi siz Hz.İbrahim’in dinine muhalefet ediyorsunuz.” Kureyşliler ise: “Biz Allah’ı sevdiğimiz için bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye bu putlara tapıyoruz” dediler. Bunun üzerine bu ayet nâzil oldu. Diğer bir rivayete göre ise Yahudiler: “Biz Allah’ın oğulları ve dostlarıyız,” Hristiyanlar: “Biz Allah’ı sevdiğimizden ötürü Mesih (İsa)‘i ta’zim ediyoruz” dedikleri için bu ayet nâzil olmuştur.”2

Bu ayette dikkatimizi çekmesi gereken anahtar kelimeler bulunmaktadır. Bunlar: “Allah’a muhabbet (sevmek), Peygambere ittiba ve Allah’ın muhabbeti (sevmesi)dir.” Müfessir Râzi’nin naklettiğine göre Kelamcılar: “Allah’ı sevmenin, O’nu yüceltme, O’na itaat ve O’nun mükâfatını sevme”3 manasına geldiğini söylemişlerdir. Muhabbet, insan ruhunun yücelik ve güzellik sezdiği bir şeye öyle bir meyil göstermesidir ki; ona yaklaşmak için gerekli bir sebep ve vesileleri arayıp bulmaya yöneltir.”4

Ayet-i Kerime’de geçen “ittiba” kelimesi, ‘tâbi olmak, uymak’ anlamına gelmektedir. Yani “Kim Allah’ı seviyorsa daha doğrusu, sevdiğini iddia ediyorsa, Peygambere her haliyle tâbi olup uysun ki;bu şekilde Allah’ı sevme iddiası geçerlilik kazansın” denilmektedir. Yoksa yukarıda geçen rivayetlerde görüldüğü gibi Allah’a O’nun elçilerini ortak koşan Ehl-i Kitap ile putları Allah’a şirk koşan Kureyşli müşrikler, bu fiillerini Allah’ı sevme iddialarına dayandırmaktadırlar. Hâlbuki şu ayet de Allah’ı sevmek ve itaat etmiş olmak için, Peygamberlere itaati şart koşmaktadır. “Rasûle itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.5

Aslında Hz. Peygambere itaat ve ittiba, Allah’ı sevme şartından öte, mü’min olmanın da müslüman sayılmanın da şartıdır. “Rabbin adına yemin olsun ki; onlar aralarında ihtilaf ettikleri meselelerde seni hakem kılmadıkça, sonra da içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan senin verdiğin hükme tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe asla iman etmiş olmazlar.”6 Görülüyor ki; ileri derecede teslimiyet istenmektedir. Şayet yaşanılan ihtilaflarda Peygamber’e (sünnetine) müracaat edilmiyor veya onun sünnetinde geçen hükme kalbî bir huzurla teslim olunmuyorsa (kâmil) iman iddiası da geçerli olmamaktadır.

“De ki: Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun…” ayeti Hz. Peygamber’in yolundan gitmediği halde, Allah’ı sevdiğini iddia eden herkesin aleyhine hükmeder.”9 Zira Allah (c.c.)’a isyan ettiği ve şirke koştuğu halde hâlâ Allah’ı sevdiğini iddia edenler hem cahil hem yalancıdırlar. Cahildirler; çünkü elçilerini Allah’ın oğlu görecek kadar Allah’ı tanımamışlardır. Yalancıdırlar; zira Allah’ı seven, Allah’ın gönderdiğini elçiyi de sever ve ona itaat eder. Hâlbuki onlar itaat etmemektedir.

“Hiç şüphesiz Allah sevgisi, kuru laflarla yapılan bir iddia olmadığı gibi, sadece gönlün aşkla dolması da değildir. Bunların yanında mutlaka Allah’ın elçisine uymak, onun getirdiği hidayet üzere yürümek ve nizamını hayata uygulamak da gereklidir.”10

Allah’ı sevmenin ve Peygambere bağlılığın sembol ismi Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a.) Rasulullah’a ittiba ile ilgili şöyle demektedir: “Rasulullah’ın yaptıklarından hiçbirisini terk etmedim, hepsini işledim. Eğer Rasulullah’ın sünnetini terk edersem hak ve hidayetten sapmaktan korkarım.”11 Evliyadan Sehl b. Abdullah et- Tusteri ise: “Allah’ı sevmenin alâmeti, Kur’an’ı sevip anlamaktır. Kur’an’ı sevmenin alâmeti, Rasulullah’ı sevmektir. Rasûlullah’ı sevmenin alâmeti, onun sünnetini severek yerine getirmektir” demektedir. O halde Rasulullah’a gönülden bağlılık ve ona her konuda ittiba olmadan Allah’ı sevme iddiası gerçeklik kazanamaz. Aslında süslü kelimelerle Allah’ı ve Rasulü’nü sevdiklerini söyleyip de sonra dilediği gibi yaşayanlar, nefsine ağır geldiğinde Allah ve Rasûlü’nün emirlerini görmezden gelenler ahlâkça Ehl-i Kitap’a benzemişlerdir. Çünkü bu davranış, onların ahlâklarında vardır. İtaat olmadan sevmek, bağlılık olmadan Allah’ın dostu olmak iddiası Ehl-i Kitap’ta görülen bir hastalıktır.

Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi de bu ayeti farklı bir açıdan ele alarak şöyle izah etmektedir: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun…” ayeti işaret ediyor ki;

1) “Allah’ı sevmiyorsanız bu yola dayanamazsınız.

2) Allah’ı sevin ki; Allah’ın davasına sabırla hizmet edebilesiniz.

3) Allah’ı sevmezseniz Peygambere de uyamazsınız. Çünkü Peygamber’e uymak kolay şey değildir, çile dolu hayata razı olmaktır.

4) Allah’ı sevmiyorsanız Peygamberine uymanıza gerek yoktur. Allah’ı sevmeyen kimsenin peygambere uymasına lüzum yoktur.”

Evet, bu ayet günümüz Müslümanlarına da aynı uyarıyı yapmaktadır. Allah’ı sevmenin kolay, bedelsiz, zahmetsiz ve Peygambere uymaksızın olamayacağına işaret edilmektedir. Allah’ı sevmek gibi büyük bir makamı arzulayanlar, Hz. Peygamber’i her konuda örnek almadıkça bu iddialarında samimi olamazlar. Günümüzde ortaya çıkan yeni meselelerde, bu zamanın şartlarını dikkate aldığı halde o konuda Kur’an ve sünnetin hükümlerini dikkate almayanlar nasıl Allah’ı sevmiş olabilirler?

Son olarak ayette dikkati çeken üçüncü kelime “Allah’ın sevmesi” dir. Hikmet ehli bir âlimin dediği gibi aslında; “Mesele sevmek değildir, asıl mesele sevilmektir.” Elbette Allah’ın kulunu sevmesi, kulun Allah’ı sevmesinden daha üstündür. Çünkü biri kâinatın hâkimi, diğeri O’nun yarattığı kulu. Biri sevginin kaynağı, diğeri sevmeyi O’nun lütfuyla bir nebze tatmış olan mâşuğu…

Nihayetinde Allah’ın sevmesi Peygamber’e ittiba neticesinde gerçekleşince, kulun mağfiret ve rahmet ile müjdelenmesi gerçekleşmektedir. Allah’ın müjdelediği kimselere ise korku yoktur.

1) Âl-i İmran, 31

2) F.Razi, Tefsir-i Kebir,6,256

3) A.g.e.,6, 260

4) Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili,2, 342

5 ) Nisa, 80

6) Nisa, 65

7) İbni Kesir, Büyük Kur’an Tefsiri, 2, 209-210

9) Seyyid Kutub, Fi Zilal’il Kur’an,2,69

10) Müslim, Kitab’ul- Cihad Ve’s Siyer, 16

11) İbn Kesir; Büyük Kur’an Tefsiri,2,210