Güncel

Japonya’da En Hızlı Büyüyen Din İslam Oldu!

Paylaş:

İslam, kıyamete kadar gelecek olan bütün toplumların uyum sağlayabileceği evrensel bir dindir. Gönderildiği asırdan bu yana olduğu gibi bugün de mesajı kıtaları aşmakta ve Asya toplumlarında karşılık bulmaktadır. Bu ülkelerden biri de kültürlerinin bir kısmının İslami kriterlere olan benzerliğiyle öne çıkan Japonya’dır.

Japonya, tarihsel olarak İslam coğrafyasına uzak bir ülke olmasına rağmen, İslam’la tanışması geç modern dönemde ve büyük ölçüde barışçıl temaslar üzerinden gerçekleşmiştir. İlk dönemlerde İslam, Japonya için doğrudan bir dinî tecrübeden ziyade ticaret, diplomasi ve kültürel temaslar aracılığıyla dolaylı biçimde tanınmıştır. 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti ile kurulan ilişkiler ve Ertuğrul Fırkateyni hadisesi1, Japon toplumunda Müslümanlara dair olumlu bir algının oluşmasına zemin hazırlamıştır.2

İslam’ın Japonya’da görünürlük kazanması ise 20. yüzyılın ilk yarısında, özellikle Orta Asya kökenli Müslüman göçmenlerin yerleşmesiyle mümkün olmuştur. Bu süreçte Kobe ve Tokyo’da inşa edilen camiler, İslam’ın Japonya’daki ilk kalıcı ibadethaneleri olarak kayda geçmiştir. II. Dünya Savaşı yıllarında Japonya’nın İslam dünyasına yönelik stratejik ve akademik ilgisi artmış, İslam bu dönemde hem bir araştırma konusu hem de Asya siyaseti bağlamında dikkate alınan bir unsur haline gelmiştir.

Asıl dikkat çekici dönüşüm ise 2000’li yıllardan sonra yaşanmıştır. Özellikle 2010 sonrası dönemde Japonya’da Müslüman nüfus belirgin bir artış göstermiştir. Bu artışın temel sebepleri arasında Japonya’nın yaşlanan nüfusu nedeniyle artan iş gücü ihtiyacı, Güneydoğu Asya ve Güney Asya’dan gelen Müslüman göçmenler, uluslararası evlilikler ve bireysel ihtida süreçleri yer almaktadır.3 Göçle gelen Müslüman nüfusun yanı sıra, İslam’ı kendi iradesiyle kabul eden Japonların sayısındaki artış, bu süreci yalnızca demografik değil aynı zamanda sosyo-dinî bir dönüşüm olarak da anlamayı gerekli kılmaktadır.

Günümüzde Japonya’da Müslüman Nüfusun Artışı

2010’lu yıllardan itibaren cami, mescit ve helal gıda altyapısının yaygınlaşması, İslam’ın Japon toplumunda daha görünür ve erişilebilir hâle gelmesini sağlamıştır. Özellikle Tokyo Camii, yalnızca bir ibadet mekânı değil aynı zamanda tanıtım, davet ve kültürel etkileşim merkezi olarak öne çıkmıştır. Bu tür kurumlar aracılığıyla İslam, Japon toplumunda daha az ön yargı ile karşılanan, merak edilen ve bireysel düzeyde araştırılan bir din haline gelmiştir.

En yaygın iki dini inancın Budizm ve Şintoizm olduğu Japonya’da, 2010’da 110.000 olan Müslüman nüfusun 2019 itibarıyla 230.000’e ulaşması, özellikle son 10 yılda İslam’a olan rağbette ciddi bir artış yaşandığını göstermektedir. Müslüman nüfusun artışına bağlı olarak artan cami ve mescit sayısının da 110’u aştığı kaynaklara geçmiştir. (Sadece 2023’te bile 133 camiye ulaşılmış.) Waseda Üniversitesi Emekli Profesörü ve Japonya’daki İslam uzmanı Tanada Hirofumi’nin yaptığı bir araştırmaya göre, 2020 yılında Japonya’da 230.000 Müslüman yaşıyordu; bu da her 500 kişiden yaklaşık birine denk geliyor ve 10 yıl öncesine göre iki katına çıkmış durumda. Bunların yaklaşık 47.000’i Japon vatandaşı. Ülke genelinde camiler inşa ediliyor ve 1999’daki 15 cami sayısından Nisan 2023 itibarıyla 133 camiye ulaşılmıştır.4

2024 sonunda / 2025 başında yapılan demografik bir tahmine göre Japonya’daki Müslüman nüfus, yaklaşık 420.000 kişiye ulaşmıştır. Bunların yaklaşık 363.000’inin yabancı Müslüman, 55.000 civarının Japon Müslüman olduğu tahmin edilmektedir. Bu da Japonya’nın toplam nüfusunun yaklaşık %0,3’ü etmektedir.5

Kasım 2025 itibarıyla Japonya’da 392 cami bulunmaktadır. Japonya’daki en fazla cami sayısı Tokyo’da 56, Saitama’da ise 24 adettir. Tokyo'daki camiler, Japonya’daki tüm camilerin yaklaşık %14,3’ünü oluşturmaktadır.6

Bugün Japonya’da İslam’ın varlığı ve giderek artan görünürlüğü, demografik bir değişimin ötesinde, ilahî hakikatin zaman ve mekân tanımayan tecellisini göstermektedir. İslam, çağımızda yoğun bir şekilde karalama, çarpıtma ve engelleme politikalarına maruz bırakılmasına rağmen kalplere ulaşmaya, insanın fıtratına hitap etmeye ve hakikati arayan bireylerle buluşmaya devam etmektedir. Japonya örneği, bu gerçeğin en açık ve sessiz tanıklarından biridir.

Modern dünyanın anlam krizleri, yalnızlığı ve ahlaki boşlukları içinde yaşayan bireyler, İslam’da yalnızca bir inanç sistemi değil hayatı kuşatan bir nizam, ahlaki bir istikrar ve Rabbiyle sahih bir bağ bulmaktadır. Japon toplumunda İslam’a yönelişin gösterişten uzak, derinlikli ve bilinçli oluşu bu kabulün ne bir sosyal baskının ne de geçici bir eğilimin sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yöneliş, fıtratın hakikate verdiği doğal bir cevaptır.

İslam’ın Japonya’da yayılışı, bizlere davetin mahiyetine dair önemli bir hakikati de hatırlatmaktadır: Hakikat; samimiyet, güzel ahlak, tutarlılık ve yaşanmışlık ile tanışmaktır. Bugün Japonya’da İslam’a ilgi duyan ve hidayet bulan bireylerin önemli bir kısmı, Müslümanların gündelik hayatta sergiledikleri ahlaki duruş, aile anlayışı ve disiplinli yaşam tarzı üzerinden İslam’la tanışmaktadır. Bu durum, davetin sözden önce hal ile yapılması gerektiğini bir kez daha göstermektedir.

Bu tablo aynı zamanda Müslümanlar için ciddi bir sorumluluk alanı da oluşturmaktadır. Japonya’da İslam’ın artışı, yalnızca sevinçle izlenecek bir gelişme değil emanet bilinciyle taşınması gereken bir imkândır. Davet dili hikmetten, merhametten ve muhatabın kültürel bağlamını dikkate alan bir üsluptan beslendiği sürece İslam’ın bu coğrafyada ve farklı coğrafyalarda kök salmaya devam edeceği açıktır.

Sonuç olarak Japonya örneği, İslam’ın bu çağda tüm engellere rağmen yayılan, kalpleri fetheden ve insanı yeniden fıtratına çağıran ilahî bir din olduğunu göstermektedir. Bu gerçek, Müslümanlar için ümit, şükür ve daha bilinçli bir davet sorumluluğu doğurmaktadır. Zira İslam Allah’ın izniyle, en umulmadık coğrafyalarda dahi yolunu bulmaya devam etmektedir.

Ertuğrul Fırkateyni Hadisesi, Osmanlı Devleti’ne ait Ertuğrul Fırkateyni’nin Japonya’ya yaptığı dostluk ziyareti dönüşünde, 1890 yılında Japonya’nın Wakayama eyaleti açıklarında fırtınaya yakalanarak batması sonucu meydana gelen deniz faciasıdır. Kazada çok sayıda Osmanlı denizcisi hayatını kaybetmiş, sağ kalanlar Japon halkı tarafından kurtarılmış ve misafir edilmiştir. Bu olay, Osmanlı–Japon ilişkilerinde insani ve sembolik bir dönüm noktası olarak kabul edilmekte, Japon toplumunda Müslümanlara yönelik olumlu algının erken örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

1.        Özkan, Mehmet “Ertuğrul Fırkateyni Olayı ve Osmanlı–Japon İlişkileri” Belleten 72, no. 263 (2008): 89–112

2.        Korkmaz, Sıddık “Uzak Doğu’da Bir Azınlık: Japonya Müslümanları” Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi 10, no. 2 (2010): 123–147

3.        Nippon.com | Your Doorway to Japan, https://www.nippon.com/en/people/c01310/it-begins-with-knowing-ending-discrimination-against-muslims-in-japan

4.        Tanada, Hirofumi. Estimate of Muslim Population in Japan, 2025. Research Papers: Muslims in Japan, no. 30, p. 28

5.        https://www.poidata.io/report/mosque/japan