Kapak

Mûtedil Dinin Mûtedil Peygamberi

Paylaş:

“Andolsun Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’a ve ahiren gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok anan kimseler için, (uyulacak) en güzel örnek vardır.1

Allah (c.c.)’ın “Üsve-i Hasene” (en güzel örnek) olarak ümmete örnek gösterdiği Hz. Peygamber (s.a.v), hiç şüphesiz hayatının her alanında bizlere örnek olmuştur. O’nun hayatı, bir bütün olarak “denge” üzerine kuruluydu. O, Allah’a kulluğunda, ahlâkında, ailesi ile ilişkilerinde ve insanlarla olan iletişiminde, hep itidali (orta yolu) takip etmişti. Hz. Peygamber(s.a.v), zorlaştırma ve yozlaştırma gibi ifrat ve tefritten uzak bir denge halini ve bir orta yolu bize öğretti. Hz. Ayşe (r.anha.)validemiz, O’nun hayatın içinde verdiği denge dersini şöyle nakleder: “Resulullah (s.a.v) iki iş arasında muhayyer bırakılırsa, mutlaka en kolayını tercih ederdi. Yeter ki; bu günah olmasın.” Başka bir rivayette Enes b.Malik şu olayı nakleder: “Resulullah (s.a.v) mescide girmişti ki; iki direk arasına gerilmiş bir ip gördü. ‘Bu da ne?’diye sordu. ‘Bu Zeynep’in ipidir, namaz kılarken uykusu gelince buna takılıyor’dediler. Resulullah (s.a.v): ‘Hayır, çözün ipi. Şevkiniz varken namaz kılın. Uykunuz gelince de yatın’ diye emretti. Bununla beraber, namazın her bir rüknünün hakkını vermeyeni de uyarırdı.”

Resul-i Ekrem (s.a.v) bize manevî ilerlemenin, Allah’a yaklaşmanın fıtrata meydan okumak ve hayattan elini eteğini çekmekle değil, hayatın içinde, fıtrata uygun bir yaşam tarzıyla mümkün olacağını öğretmişti. Zira onun oruçlu olduğu günler de vardı, yediği günler de. Geceleri Allah için uyanık da kalırdı, uyurdu da. Halkın arasında olduğu zamanlar da vardı, itikâfa çekildiği vakitler de.

O, bir melek hayatı değil bir insan hayatı yaşayarak Fahr-i Kâinat ve Usve-i Hasene olabilmişti. Bir beşer olarak, melekût alemi ile irtibat kurmasına rağmen bu ağırlığı olağanüstü bir güçle taşımış, çok yüksek hararetle yaşadığı manevî atmosferden dolayı anlaşılmaz bir hayat tarzı ortaya koymamıştı. Birçok velî, Muhabbetullah sebebiyle kendini dağlara vurup divane olurken, onlardan çok daha yüksek bir makamda olan Allah Rasulü, halkın arasında yaşamayı başarmış ve dengesini bozmamıştı. O, yaşayan Kur’an olmuştu ve Kur’an da mutedil olmayı gerektiriyordu.

 “Muhakkak ki sen, en yüce ahlâk üzeresin.”2 diyerek methedilen Allah Rasulü’nün yüce ahlâkına baktığımızda, mükemmel ahlâkıyla karşılaşırız. Resulullah (s.a.v), ilk bakıldığında bir arada bulunması mümkün görünmeyen ahlâkı bünyesinde barındırmaktaydı. Bir yandan çok iktisatlı, bir yandan çok cömertti. Hem çok yumuşak huylu hem de çok cesur.  En ince noktasına kadar adaletli hem de çok merhametli. Bir yandan şefkat kanatlarını ümmetinin üstüne gererken diğer yandan Allah’ın emirlerine aykırı durumlarda son derece tavizsiz. Bu ve benzeri bütün güzel hasletler onun şahsında muazzam bir uyum ile toplanmıştı.

 Rabbanî dinin mutedil Peygamberi Hz. Muhammed(s.a.v) hayatının her safhasında, Allah’ı birlemiş ve bu hususta kendine yapılan tehdit ve teklifleri önemsemeyerek ümmetine Rabbanîler olmayı öğretmişti. O, yüce davayı bırakmasını isteyenlere: “Sağ elime güneşi, sol elime ayı verseniz yine de davamdan vazgeçmem.” diyecek kadar tavizsiz, farz ve haramlar dışında ümmetini muhayyer bırakacak kadar müsamahakârdı. Zira Rabbanî yolun dengesi tavizsiz; ama müsamahakâr olmaktı.

 Vasat Peygamberin yolunda titizlikle ilerleyen İslam ümmeti de o güzel orta yolu muhafaza etmiş, ne Yahudiler gibi dini, millî bir din haline getirmiş ne de Hristiyanlar gibi kiliseye hapsetmiştir. Ehli Kitap gibi dinin bir kısmını alıp bir kısmını bırakmamış; helali haram, haramı helal saymamıştır. Ebu Zerr(r.a)’in rivayet ettiği hadiste Allah Rasulü’nün: “Her ümmetin bir ruhbanlığı vardır. Ümmetimin ruhbanlığı da cihattır.” buyruğunu daima düstur edinerek Allah’a kulluğun, dünyadan soyutlanıp bir köşeye çekilmekle ve sadece bir takım ibadetlerle sınırlanamayacağını, bilakis kulluğun zirvesinin îla-yi Kelimetullah yolunda mücadele etmek olduğunu gayet iyi anlamıştı. Yine sünnet çizgisini muhafaza eden bu ümmet, ne Yahudiler gibi peygamberlerini öldürmeye kalktı, ne de Hristiyanlar gibi peygamberlerini ilah makamına çıkardı. Bugünde; Ümmet-i Muhammed, son nefesine kadar hayatını mücadele meydanında geçiren peygamberini örnek alarak, O’nun vasat ve sapasağlam sünnet-i seniyyesini takip ederse, yeniden çağının örnek şahsiyetleri, öncü ümmeti olmayı başaracaktır.

 Son olarak; dünya üzerinde yaşayan ve ahlâk, inanç, ibadet ve İslam dininin hâkim kılınmasında isabetli ve dengeli bir yol izlemek isteyen Müslümanlar olarak Allah Resulü’nü tanıyıp örnek almaya son derece ihtiyacımız vardır.  

Ya Rabbi! Hepimize O’nu hakkıyla tanıyıp yolunu titizlikle takip edenlerden olabilmeyi nasip eyle. (Amin)

  1. Ahzab, 21
  2. Kalem, 4