Öncü Şahsiyetler

Tevhid, İslam, Furkan, Dergi, Aylık, İslami Hareket, İman, İbadet, Ahlak, Cihad, Medeniyet, Hakk, Batıl, Öncü Nesil, Nesil,

Paylaş:

YAZAR: GÜLHAN KAYNARPINAR

 

“Hani melekler: ‘Meryem! Şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve âlemlerin kadınlarına üstün kıldı’ demişti.”1

Allah’ın seçip, cennetle onurlandırdığı, âlemlerin kadınlarına üstün kıldığı ve tüm inanan kadınlara örnek olmasını istediği bir şahsiyettir Hz. Meryem…

Ulu’l Azm peygamberlerden biri olan Hz. İsa (a.s.)’nın annesi ve İsrâiloğullarının ileri gelenlerinden ve âlimlerinden biri olan ve Dâvud (a.s.)’un soyundan gelen İmran’ın kızıdır. Meryem “dindar kadın” demektir. Erkeklerden sakınan, iffetli anlamında “Betül” adıyla da anılır. İmran’ın hanımı Hanne, kısır bir kadın olup, hiç çocuğu olmamıştı. Bir gün bir ağacın gölgesinde otururken yavrusunu doyurmaya çalışan bir kuş gördüğünde, bu olay içindeki çocuk sahibi olma duygusunu alevlendirdi.2 Kendisine bir çocuk ihsan etmesi için Allah’a dua etti ve duası kabul edilirse çocuğunu Beytül-Makdis’e hizmetçi olarak adadığını söyledi: “Bir zamanlar İmran’ın karısı şöyle demişti: Rabbim, karnımda taşıdığım çocuğu sadece Sana hizmet etmek üzere adadım. Bunu benden kabul et.”3 Hanne bu adamayı yaparken çocuğunun bir kız olma ihtimali aklına gelmemişti. Eğer çocuk kız olursa Beytü’l Makdis’te hizmette bulunması nasıl mümkün olabilirdi? Kadınların özel durumları buna müsaade etmediği gibi, kurallara göre de bu imkânsız bir şeydi. Bunun içindir ki Meryem, dünyaya geldiği zaman annesi, Allah-u Teâlâ’ya şöyle seslenmişti: “… Rabbim! Ben onu kız doğurdum; hâlbuki Allah onun ne doğurduğunu çok iyi biliyordu. Erkek, kız gibi değildir. Ben onun adını Meryem koydum. Onu ve neslini kovulmuş şeytanın şerrinden sana emanet ediyorum.”4

Kulu, ciğerpaveresini, hem de yıllarca özlemini çektiği yavrusunu Rabbine emanet eder de Rabbi emanetine sahip çıkmaz mı hiç? Katından nimetlerle rızıklandırır ve  peygamberinin eliyle büyütür.

Şüphesiz zordur bir anne için evladından ayrı kalmak, hele de hiç evlat sahibi olmamış, her dem özlemini çekmiş olduğu yavrusuna, yıllar sonra kavuştuğu halde  hasret kalmak ve ona uzak olmak… Kim bilir ne kadar zorlandı Hanne adağını yerine yetirirken. Belki sözünden dönebilirdi Hanne ve belki de Allah Hanne’yi affedebilirdi. Çünkü zordu Meryem gibi bir çocuktan ayrılmak, ama dönmedi Hanne sözünden ve adağını yüce makama büyük bir tevazu ile: “Rabbim bunu benden kabul buyur” diyerek sundu.

Yüce makama en değerli şeyler sunulur, Hanne’nin Meryem’inden daha kıymetli olan bir şeyi yoktu ve onu sundu Rabbine. Ara sıra Beytu’l Makdis’e gelir ve uzaktan biricik Meryem’ine bakar ve gözyaşların tutamazdı. Kendisine Meryem’in yanına git ve evladınla özlem gider denildiğinde: ‘Hayır, gidemem. Meryem beni görünce üzülür, anne hasretine dayanamaz, belki vazgeçer adanmaktan oysa o Allah’a adanmıştır,’ derdi.

Evladını Rabbine adayamayan anne ve babalar, çocuklarının nelere kurban edildiğinin farkındalar mı acaba? Hanne dünyanın ayrılık yeri olduğunu biliyordu. Er ya da geç ayrılığın firakıyla yanacaktı yürekler, madem burası ayrılık diyarı, o halde ebedi diyarda bir olmak için vazgeçilmeliydi Allah için her şeyden. Ve dünya imtihan salonuydu. İmtihan için gönderilen insanın, imtihana girmek istememesi mümkün değildi...

Böylece Hz. Meryem, bir peygamberin koruması altında yetişti. Hz. Zekeriyya (a.s.) onun için mescitte özel bir yer (mihrap) tahsis etmişti. O, burada sürekli ibadet ve dua ile meşgul olurdu. Yanına  Hz. Zekeriyya (a.s)’dan başkası giremiyordu. Hz. Zekeriyya (a.s.) ise yiyecek bir şeyler vermek için yanına girdiğinde, her defasında yiyeceklerle karşılaşıyordu. Bu yiyecekler, yazın kış meyveleri ve kışın da bulunmayan yaz meyveleri idi. Allah-u Teâlâ, peygamber annesi yapacağı şerefli bir kadını bu şekilde rızıklandırıyordu. Olay Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılır:

“Rabbi onu, güzel bir şekilde kabul etti. Ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi ve Zekeriyya’yı onun bakımına memur etti. Zekeriyya, Meryem’in bulunduğu mihraba her girdiğinde onun yanında yiyecek rızık buldu. ‘Bu, sana nereden geldi ey Meryem?’dedi. Meryem: ‘O, Allah tarafındandır. Şüphesiz Allah dilediğini hesapsız bir şekilde rızıklandırır’ dedi.”5 

Allah Hz. Meryem’e dünyada önemli bir sorumluluk yüklemiş ve bu şerefli görev için onu Kur’an’ın ifadesiyle ‘güzel bir bitki gibi’ yetiştirmişti. Allah (c.c.), onu güçlü, samimi ve iman sahibi olan İmran ailesinde dünyaya getirip, onun bu üstün ahlâklı insanlar tarafından özel olarak yetiştirilmesini sağlamış ve bunun yanı sıra Allah (c.c.), Hz. Zekeriyya’ya onun eğitimini üstlendirmesiyle, Hz. Meryem’i üstün ve seçkin bir peygamberin ahlâkıyla ahlâklandırmıştı.

Çünkü Meryem seçilmiş ve kendisine zor bir görev verilmişti. Yani görev zordu ey Meryem! Allah seni seçti, ağır görev seni bekliyor. Bu zor göreve hazırlanmak için de benzin almalısın. Rüku edenlerle birlikte rüku edecek ve güçleneceksin. Yakın bir zamanda sana İsa (a.s.) verilecek ve iftiralara maruz kalacaksın. Bunlara tahammül edebilmek ve her şeye rağmen devam edebilmek için Rabbinle irtibatını sağlamlaştırmak zorundasın.

Bugün de kendini Rabbini adayanları bekleyen imtihanlar var. Çoğu zaman anlamayacaklar seni, anlaşılmayışının hüznüyle yol alacaksın, engeller çıkacak, mahrum bırakılacaksın, alay edenler olacak fakat devam edeceksin. Çünkü söz verdin, adadın kendini, vazgeçmemeli, ye’se düşmemelisin. Bileceksin ki bu uğurda kaybettiklerin kazandıklarındır.

Ve gün geldi, melekler ona: ‘Meryem! Allah, kendisi tarafından bir kelime vereceğini sana müjdeliyor. Adı İsa, lakâbı Mesih, sıfatı Meryem oğludur. Dünyada da âhirette de itibarlı, Allah’a en yakın kullardan olacaktır. Beşiğinde de yetişkinliğinde de insanlara hitap edip onlarla konuşacak, salih insanlardan olacaktır.’ Meryem: ‘Ya Rabbi, bana hiçbir erkek eli değmediği hâlde nasıl olur da çocuğum olabilir?’ deyince, Allah şöyle buyurdu: ‘Öyle de olsa Allah dilediğini yaratır; zira O, bir şeyin var olmasına hüküm verince sadece “ol” der, o da derhal oluverir.”6 Ve Hz. İsa dünya’ya geldi müjdesiyle. Tertemiz annesinin mahzunluğunu giderdi kelam-ı ilahi ile. Allah(c.c.), iffetin sembolü olan kulunun temizliğini kundaktaki bebeğin konuşmasıyla açığa çıkardı. Sevin ey Meryem! Kucağında taşıdığın bir peygamberdir. Sen peygamber annesisin ve daha bir şereflisin…

Hz. Meryem’in hayatı; her şeyden kesilerek sadece Allah’a rağbet etmenin tecellisidir. Rabbe adanmanın, kimi zaman zorlanmanın ama en sonunda büyük bir destekle Rahman’ın nimetine kavuşmanın tezahürüdür.

Şimdi yeni Hanneler ve Meryemler gerek asrımıza... Ümmetin içinde bulunduğu  hazin durumdan kurtaracak fedailer gerek. Rabbimize tam olarak yönelişimiz kurtuluşumuzdur şu dünya denilen denizde... Şimdi bize de bir Hanne imanı ve teslimiyeti gerek. En sevdiğimizi, evladımızı Allah’a ve O’nun davasına adayan bir Hanne de biz olabiliriz. Biz de Meryem olabilir ve adayabiliriz kendimizi. Hanne gibi adayan Meryem gibi adanan olabiliriz. İşte o zaman surdaki gedik kapanacak ve zafer inananların olacak inşallah.

Ey Rabbimiz! Acziyetiyle huzuruna gelen ve kendisini Sana adayan kullarının adanışlarını kabul eyle. Kıymetsiz hayatlarımızı kendi yolunda kıymetlendir. İzzet ve şeref ancak Senindir!