Kapak

Büyük Ortadoğu Projesi'nde Türkiye'nin Rolü

Paylaş:

 

Ortadoğu terimi ilk defa ABD’li deniz subayı ve stratejist Alfred Thayer Mahan tarafından 1902 yılında telaffuz edilmiş (Middle East), ilk etapta Arabistan ve Hindistan arasında kalan bölgeyi tarif etmek için kullanılmıştır.1 Aslında bu terimi ilk kullananların İngilizler olduğu (1850’lerde İngiliz hükûmetine bağlı Hindistan Ofisi) ve dünyanın birçok bölgesini sömürdükleri için, bölgeye isim verirken kendilerine göre konumlandırdıkları da kaynaklarda geçmektedir.

Ortadoğu denilen bölge; batıda Mısır ve Fas’ı, kuzeyde Türkiye ve İran’ı, doğuda Pakistan ve Afganistan’ı, güneyde Aden Körfezi ve Yemen’i içine alan geniş bir bölgedir. Medeniyetlerin beşiği olmasıyla, jeopolitik konumu, yer altı ve yer üstü zenginliklerinin bolluğu ve nüfusun büyük çoğunluğunun Müslüman kimliğine sahip oluşuyla dikkatleri çeken, dünyanın en önemli bölgesidir. Dünya petrolünün %60’ına, doğal gaz kaynaklarının %50’sine sahip olmasının yanı sıra Hürmüz Boğazı, Aden Körfezi ve Süveyş Kanalı gibi deniz ticaretinin önemli kavşaklarına da sahiptir. Bu haliyle dünyayı sömürmek isteyen hâkim güçlerin iştahını kabartmaktadır. 

Özellikle II. Dünya Savaşı'ndan sonra İngiltere’nin ve Sovyetler Birliği’nin güçlenmesi ve bölge üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmaları, ABD’nin de dikkatlerini bölgeye yöneltmiş, Ortadoğu üzerinde hakimiyet kurma planlarını devreye koymuştur. Özellikle Türkiye-Irak-İran-Pakistan-Afganistan kuşağına hâkim olan gücün Avrasya’ya, Avrasya’ya hâkim olan gücün de dünyaya hâkim olacağı tezi ABD’li stratejistlerce ciddi şekilde masaya yatırılmıştır. Aslında Soğuk Savaş Dönemi'nde ABD, zaten bölge üzerinde ciddi planlar kurmuş, Soğuk Savaşın bitmesinin ardından bu planları uygulamaya başlamıştır. BOP (Büyük Ortadoğu Projesi), yeni Amerikan yüzyılı projesinin bir alt başlığı olarak Kuzey Afrika’dan Hindistan’ın batı sınırlarını da içine alan ve çoğu Müslüman ülkelerden oluşan bölgeyi yeniden dizayn etmeye yönelik, kapsamlı bir projedir.

Böyle bir projeye ihtiyaç duyulmasının birçok sebebi vardı. Bunların başında İran İslam Devrimi’nin gerçekleşmesi (1979) ve bunun bölgede dengeleri değiştireceği endişesidir. ABD’nin İran Devrimi öncesinde bölgedeki en büyük iki destekçisi, İran ve Suudi Arabistan idi. İran’da gerçekleşen İslami devrim bölge ülkelerini de etkileyebilir, ABD ve diğer sömürgeci güçlerin hakimiyetini zayıflatabilirdi. İran Devrimi ile ABD önemli bir müttefikini kaybetmiş, İran dış politikada Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti ile yakınlaşmaya başlamıştır. ABD ilk etapta bu etkiyi kırmak için Saddam Hüseyin’i kışkırtarak İran’la 8 yıl savaştırdı. Henüz yeni kurulmuş olan İslam Cumhuriyeti'ni iyice zayıflatmayı, hatta mümkünse tekrar eski günlerine döndürmeyi amaçlamıştı. 8 yıl süren savaş her iki ülkeyi de yıpratmış, ekonomik zayıflamaya ve can kayıplarına sebep olmuştu. İran üzerinde nüfuzunu iyice kaybettiğini anlayan ABD, soğuk savaşın da bitmesiyle Rusya ile ateşkes imzalamış, gözünü iyiden iyiye Ortadoğu’ya çevirmişti.

BOP’un kapsadığı ülkeler arasında Türkiye, İran, Mısır, Suudi Arabistan, Irak, Afganistan ve Suriye gibi belli başlı ülkeler vardır. Proje kapsamında hedef olarak, güya Ortadoğu’da ekonominin iyileştirilmesi, eğitimin geliştirilmesi, güvenliğin sağlanması, aşırı dinciliğin ve terörizmin önlenmesi, özgür ve demokratik seçimlerin gerçekleştirilmesi, insani değerlerin ön planda tutulması gibi gerekçeler2 söylense de gerçek neden bu değildi. ABD bölgede tek söz sahibi olmak, gelişebilecek İslami oluşumları kontrol altında tutmak ve İsrail’in bölgede güvenliğini sağlamak gibi belli başlı amaçlar güdüyordu. Projenin startının özellikle 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’nin İkiz Kuleleri’ne yapılan saldırıdan hemen sonraya denk gelmesi; saldırıyı henüz kimin yaptığı bilinmezken, alelacele “Haçlı Seferi'ni yeniden başlatıyoruz” sözleriyle düğmeye basılması gözden kaçmamalıdır. Bu saldırılardan kısa süre sonra Başkan Bush tüm dünyaya ‘‘Ya bizimlesiniz ya da teröristlerle” diyerek dünya kamuoyunun desteğini almak istemiştir. Bu söylemden kısa süre sonra ABD’ye yapılan saldırıların arkasında El-Kaide olduğunun belirlenmesiyle ABD, 7 Ekim 2001’de Afganistan’a hava saldırısı gerçekleştirmiş ve Afganistan’ı işgal etmiştir. Öyle ki NATO, tarihinde ilk kez 5. maddeyi ABD için 11 Eylül 2001 saldırısında devreye sokmuştur.3 Görüldüğü gibi ABD, projeyi uygulamak için uygun bir fırsat kollamış (ya da fırsatı kendisi oluşturmuş), Afganistan’a girme konusunda dünyanın desteğini almayı başarmıştır ancak Irak’a girme hususunda dünyayı ikna edememiş, bunun için farklı gerekçeler öne sürmek zorunda kalmıştır. Irak’ın El-Kaide ile iş birliği yaptığı, Irak’ta kitle imha silahlarının bulunduğu, Saddam’ın Irak halkına baskı uyguladığı, bu sebeple oraya demokrasi götürmenin elzem olduğu gibi birtakım argümanlara sarılmıştır. ABD tüm bu gerekçelere rağmen BM Güvenlik Konseyini ve NATO’yu ikna edememiş ve yeterli desteği alamamıştır. Buna rağmen, 20 Mart 2003’te İngiltere, İspanya ve İtalya gibi devletlerle “Irak’a özgürlük Operasyonu” adı altında bir savaş başlatmıştır.4  

ABD, bir yandan da bölge ülkelerinden kendisine bağlı olanların desteğini almak istemiştir. Bu amaçla, BOP kapsamında Türkiye’ye de belirli bir misyon yüklenmiş; ABD askerlerinin kuzey cephesinden Irak’a girebilmesi için hazırlanan tezkere TBMM'de oylamaya sunulmuştur. “ABD’nin BOP için odak ülke olarak görmek istediği Türkiye’den önemli iki beklentisi vardı: İlk olarak Türkiye’nin askeri gücünün, BOP için adeta bir mızrak ucu görevi olarak kullanılması. İkinci olarak da BOP'un sivil etkinliğine yönelik reform söylemleri için Türkiye’nin rol model haline getirilmesi.”5 ABD’nin ılımlı İslam’ı yaymak için Türkiye’yi rol model olarak seçmesi kendi açısından son derece önemliydi. Hem Türkiye’yi yanına çekmiş olacak hem de halkının çoğunluğu Müslüman olan laik bir ülkeyi diğer ülkelere model olarak sunacaktı. Yeni kurulan AKP hükümetinin de ABD ile ilişkileri sağlamlaştırmak için projeye gönüllü olması işi daha da kolaylaştırmıştı. Geriye tek problem kalıyordu o da meclisten tezkerenin geçmesi... Ancak 1 Mart 2003’te TBMM’ye sunulan tezkerenin oylanması sonucunda Anayasa’nın 96. maddesi gereğince salt çoğunluk (267 oy gerekiyordu, 264 kabul oyu çıktı) sağlanamadı ve tezkere meclisten geçmedi. Tezkerenin içeriğinde neler mi vardı? Bir dönem AKP milletvekili olan (2001-2008) ve başdanışmanlık görevinde bulunan Dr. Turhan Çömez’in ifadesiyle: “70 bin ABD askerinin Güneydoğu’da konuşlanması planlanıyordu. ABD buradan Irak’ı işgal edecek yanı sıra uzun yıllar bu bölgede kalacaktı. Erdoğan’ın danışmanları tezkere öncesinde ABD’ye gitmiş, kapalı kapılar ardında pazarlıklar tamamlanmıştı. Muhalefet ve bir avuç yurtsever AKP’li vekil ise sürece direndi ve baskılara rağmen tezkereye onay vermedi…6

Tezkere ile ilgili bu güzel gelişmelere rağmen ABD, planladığı gibi Irak’ı işgal etmiş ve her türlü lojistik desteğini de İncirlik Üssü üzerinden (tezkere geçmediği halde) gerçekleştirmiştir. O dönemde bazı sivil kuruluşlar İncirlik Üssü'nün ABD’ye kullandırılmaması hatta kapatılması yönünde açıklamalar yapsa da durum değişmemiş, Irak halkını acımasızca katleden ABD askerlerine lojistik destek devam etmiştir. NATO nezdinde Silahlı Servisler Komisyonu üyesi senatörlerin; “Irak’a lojistik destek veren kargonun yaklaşık yüzde 70’i İncirlik Üssü’nden gelmektedir. Yine bu kargoların kullandığı ve ikmal ettiği yakıtın üçte biri ya Türkiye’den gelmektedir ya da Türkiye üzerinden” dedikleri bilinmektedir.7

Irak işgaliyle bazı sonuçlar elde edildiyse de ABD dünya kamuoyunu ikna edemedi ve Irak’tan çekilmek zorunda kaldı. İddiaları içinde Irak’ta kitle imha silahlarının varlığı da vardı ancak bunları bir türlü gösteremedi çünkü bu iddia da diğerleri gibi koca bir yalandan ibaretti. Savaşın adı “Irak’a Özgürlük Operasyonu” idi ancak bu sahte özgürlüğün bedelini Irak halkı çok ağır ödedi. Savaşın ağır bilançosuna dair farklı rakamlar telaffuz edilse de savaşta hayatını kaybeden Iraklıların sayısının bir milyonun üzerinde olduğu söylenmektedir.8

Irak işgaliyle tam istediğini elde edemeyen ABD, sahte Arap Baharı'nı devreye soktu. Arap Baharı adı altında kendi ülkelerinin diktatörlerine karşı ayaklanan halklar (ne hikmetse ABD ile arası iyi olan diktatörlerin halkları ayaklanmadı) önce Tunus’ta eylemleri başlattılar. Ardından domino etkisiyle Mısır ve Libya’da da olaylar başladı. Ardından ABD ve İngiltere’nin yönlendirmesiyle Suriye’de başlayan olaylarda Türkiye öne sürüldü ve Suriye’de başlayan muhalif hareketleri desteklemeye başladı. Hatta o dönemde yetkililer tarafından üç ayda Şam Emevi Camii'nde cuma namazı kılınacağı söylenerek çok kısa sürede Suriye’de devrimin gerçekleşeceği dile getirildi.9 Beklenen devrim(!), yaklaşık 13 yıl sonra (Aralık 2024’te) yine Türkiye öne sürülerek eski bir El-Kaideci (Ahmed el-Şa’ra veya namıdiğer Colani) önderliğinde gerçekleşti. Ne yazık ki geciken bu devrim, Suriye’ye ağır bir bedel ödetti. Yaklaşık bir milyon şehit verdi. On milyondan fazla Suriyeli, mülteci durumunda kaldı ve Suriye yerle bir oldu. Rusya ve İran bölgeden çekildikten ve ABD, İsrail, Türkiye ortak projesiyle Esad devrildikten sonra, bu durumu üstün bir başarı olarak sundular. Colani’yi devrimci bir mücahit olarak gösterip kamuoyunu bir süre bu şekilde ikna etmeye çalıştılar ancak son tahlilde Colani’nin ABD ve İsrail yanlısı tavırlar sergilemesi, İsrail’in Suriye’nin Golan Tepeleri'ne yerleşip Şam’a 25 km kadar yaklaşmasına sessiz kalması ve Türkiye ile ilişkileri giderek askıya almasıyla rüzgâr ters yönde esmeye başladı. Şu anda Suriye’de ABD ve İsrail’in söylediklerini emir telakki eden, Filistin’e yardım etmeye çalışan İran’ı ve Lübnan Hizbullah’ını ise potansiyel düşman gören bir yönetim iş başındadır. 

BOP'un hedeflerinden birisi de hiç kuşkusuz İsrail’in güvenliğinin sağlanmasıdır. Aslında Irak işgaliyle başlayan süreçte önce Saddam’ın, ardından Kaddafi’nin devrilmesi, Mısır’da Muhammed Mursi’ye darbe yapılması, akabinde Suriye’de Esad’ın devrilmesiyle İsrail’in güvenliği iyice pekişmiş, bu durum Filistin’e yaptığı zulmün artmasına sebep olmuştur. İşin en başında yani ABD Irak’a girerken Türkiye, İran, Mısır ve Suriye gereken tepkiyi gösterebilseydi işler bu noktaya gelmeyecekti. Özellikle Türkiye, yanlış seçimleri ve stratejileri sonucunda Ortadoğu’nun bugünkü duruma gelmesinde büyük vebal sahibidir. Hem bölge ülkelerinin zayıflamasına hem de İsrail’e tehdit olan devlet başkanlarının tasfiye edilmesine dolaylı yoldan sebep olmuştur. BOP'a eş başkan olduğunu zannedenler aslında kendilerinin de hedefte olduklarını anladıklarında iş işten geçmiş olacaktır. Bir gün projenin okları kendi ülkelerine yöneldiğinde acı gerçeği anlayacaklar ama etraflarında kendilerine yardım edecek bir ülke bırakmadıkları için yardım da göremeyecekler. Rabbim durumu bu hale getirenleri de bu duruma gelenleri uyarmayıp zulme ortak olanları da görmektedir. “Sadece içinizden zulmedenlere dokunmakla kalmayacak olan fitneden sakının ve bilin ki Allah’ın cezası şiddetlidir.”10

 

1.       DİA, Ortadoğu maddesi (https://islamansiklopedisi.org.tr/ortadogu); Kılınç, Taha. Ortadoğu’ya dair Yirmi Tez, Ketebe Yayınları, s.15.

2.       Türkiye Siyaset Bilimi Dergisi, yıl:2020, cilt:3, sayı:2, s.38.

3.       Türkiye Siyaset Bilimi Dergisi, yıl:2020, cilt:3, sayı:2, s.39.

4.       Uğrasız, Bülent. (2003). ABD’nin Irak Politikası. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 5(1),152-156.

5.       History Studies, ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı. Ayan, Ergin. Tarihçi Bakışıyla Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye Kapsamı, s.23, 9. Dipnot.

6.       https://www.youtube.com/watch?v=D6HXN1FcHlc

7.       https://bianet.org/yazi/incirlik-ussu-gercekleri-111242.

8.       tr.wikipedia.org/wiki/Irak_Savaşı#Savaşın_arka_planı

9.       Furkan Nesli Dergisi, 56. Sayı, Kapak yazısı: Suriye Üzerinden Ortadoğu Gerçeği ve Vebalimiz.

10.    Enfal Suresi, 25