Başyazı

İslam Coğrafyasına Ve Ümmetimize Oynanan Büyük Oyun: Büyük Ortadoğu Projesi Ve Hedefleri -1

Paylaş:

 

               Hamd; bizi yaratan, hidayet yolunu gösteren ve bizi ümmet kılan Allah’a, Salat-u Selam; insanların hidayeti için gece-gündüz çalışan ve bir ümmet meydana getiren Hz. Peygamber’e Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Selam ise Hz. Peygamberin izinden giden, O’nun davası uğrunda mücadele eden ve O’nun meydana getirdiği ümmetin dertlerini dert edinen kardeşlerimin üzerine olsun.

Yaklaşık çeyrek asırdır tüm dünyada konuşulan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) nedir? Hazırlayanlar kimlerdir? Hangi ülkeleri kapsamaktadır? Müslümanlar için ne gibi tehlikeler içermektedir? Projenin hazırlanmasının sebepleri nelerdir? Hedefleri nelerdir? Şu ana kadar ne gibi sonuçlar elde edilmiştir?

Büyük Ortadoğu Projesi'nin, G8 ülkeleri yani ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Kanada ve Rusya tarafından hazırlandığı kabul edilmektedir. Ancak Rusya’nın üyeliği Kırım’ı ilhakından dolayı daha sonra askıya alınmış, böylece üye ülke sayısı 7’ye indirilmiş ve G7 olarak anılmaya başlamıştır. Önceleri “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” denilen ve 22 ülkeyi kapsayan projenin daha sonra genişletildiği ve 35 ülkeyi kapsayacak hale getirildiği ve isminin Kuzey Afrika Projesi"ne (GOKAP) dönüştürüldüğü bazı kaynaklarda ifade edilse de çoğunlukla Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olarak anılmaktadır.

Her ne kadar projeyi yapanlar tarafından resmi olarak BOP kapsamındaki ülkelerin listesi yayınlanmamış olsa da yaygın olan kanaate göre ilk haliyle BOP’un hedeflediği 22 ülke, Arap Birliği denilen ülkelerdir. Arap Birliği ülkeleri: Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Mısır, Sudan, Lübnan, Filistin, Ürdün, Suriye, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Komorlar, Moritanya, Cibuti, Umman, Yemen, Somali’den oluşmaktadır. Proje genişletildikten sonra bu ülkelere daha sonra Arap olmayan Türkiye, İran, Pakistan ve Afganistan da dâhil edilmiştir. Bazı araştırmacılar, bunlara ilaveten Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan’dan oluşan 5 Orta Asya ülkesinin ve Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan’dan oluşan 3 Trans Kafkasya ülkesinin de projeye dâhil edildiğini ifade etmektedirler. Gerçek şu ki; proje uygulanmaya başladıktan sonra kapsama alanı değişeceğinden projenin hedeflediği ülkelerin listesi resmî olarak açıklanmamaktadır. Bu yüzden de araştırmacılar farklı rakamlar ve farklı ülke isimleri vermektedirler.

Genel adıyla “Büyük Ortadoğu Projesi” öncelikle Ortadoğu’yu, daha sonra ise Orta Asya’yı ve Kuzey Afrika’yı kapsamına almaktadır. Projeyi yapan ABD ve müttefikleri, projenin hedeflerinin; Ortadoğu ülkelerinin demokratikleştirilmesi, insan haklarının genişletilmesi, hukuk devletinin yerleştirilmesi, sivil toplumun güçlendirilmesi, serbest piyasa ekonomisinin hâkim kılınması ve küresel terörizmin bitirilmesi olduğunu iddia etmektedirler. Minareyi çalacak olanlar kılıfını hazırlamakta ve herkesin hoşuna gidecek “demokrasi, özgürlük, insan hakları, terörün bitirilmesi, hukuk devleti” gibi yalanlar söylenilerek projenin gerçek hedefleri saklanmaktadır. Aşağıya aldığımız zamanın Amerika Başkanı Bush’un konuşmalarında bunları görebiliriz.

6 Kasım 2003’te Washington’da yapılan “Ulusal Demokrasi Vakfı” toplantısında dönemin Amerikan Başkanı Bush, ilk kez BOP ile ilgili konuşmuş ve "Ortadoğu'da Özgürlüğü İlerletme Stratejisi" ismiyle projeyi ayrıntılı biçimde açıklamıştı. Bush’un konuşmasındaki bazı önemli cümleler şunlardır:

“Ortadoğu’daki birçok hükümet artık askeri diktatörlüğün ve teokratik yönetimin çıkmaz bir yol olduğunu anlamış durumda. Ancak bazı hükümetler hâlâ merkezi kontrolün eski alışkanlıklarına bağlı kalıyor. Bağımsız düşünceyi, yaratıcılığı ve özel girişimciliği - güçlü ve başarılı toplumlar için gerekli insan niteliklerini - hâlâ korkup bastıran hükümetler var.

Geçmişteki yanlışlara takılıp kalmak ve başkalarını suçlamak yerine, Ortadoğu'daki hükümetler gerçek sorunlarla yüzleşmeli ve uluslarının gerçek çıkarlarına hizmet etmelidir.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki hükümetler değişim ihtiyacını görmeye başlıyor. Fas’ta Kral Muhammed, parlamentoyu kadınların haklarını genişletmeye çağırdı. Bahreyn’de geçen yıl, vatandaşlar yaklaşık otuz yıl sonra ilk kez kendi parlamentolarını seçti. Umman, oy hakkını tüm yetişkin vatandaşlara genişletti; Katar yeni bir anayasaya sahip; Yemen çok partili bir siyasi sisteme geçti; Kuveyt doğrudan seçilmiş bir ulusal meclise sahip ve Ürdün bu yaz tarihi seçimler düzenledi. Arap ülkelerinde yapılan son anketler, siyasi çoğulculuğa, hukukun üstünlüğüne ve ifade özgürlüğüne geniş bir destek olduğunu ortaya koyuyor. Bunlar Ortadoğu demokrasisinin kıpırdanışlarıdır ve gelecekte daha büyük değişimlerin habercisidir.

Batılı ülkelerin Ortadoğu’daki özgürlük eksikliğini 60 yıldır mazur görmesi ve buna göz yumması, bizi güvende tutmak için hiçbir şey yapmadı; çünkü uzun vadede istikrar, özgürlük pahasına satın alınamaz. Ortadoğu, özgürlüğün yeşermediği bir yer olarak kaldığı sürece, durgunluğun, kızgınlığın ve şiddetin ihraç edilmeye hazır olduğu bir yer olarak kalacaktır. Ülkemize ve dostlarımıza felaket getirebilecek silahların yayılmasıyla birlikte, mevcut durumu kabul etmek pervasızlık olurdu.

Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu’da yeni bir politika, ileriye dönük bir özgürlük stratejisi benimsemiştir. Avrupa’da, Asya’da, dünyanın her bölgesinde olduğu gibi, özgürlüğün ilerlemesi barışa yol açar.

Özgürlüğün ilerlemesi çağımızın çağrısıdır; ülkemizin çağrısıdır. Ve değer verdiğimiz özgürlüğün sadece bize ait olmadığına, tüm insanlığın hakkı ve kapasitesi olduğuna inanıyoruz.

Ve yalnız değiliz. Özgürlük her ülkede müttefikler buluyor; özgürlük her kültürde müttefikler buluyor.1

Bush, özetle;

Ortadoğu’daki sorunların temelinde özgürlük ve demokrasi eksikliği olduğunu, bölgedeki otoriter yönetimlerin değişmesi ve halkların siyasi haklara kavuşması gerektiğini söyledi. ABD’nin geçmişte istikrar adına bazı baskıcı yönetimlerle iş birliği yaptığını ancak artık “özgürlük gündemi” izleyeceğini ifade etti. Afganistan ve Irak savaşlarını, daha geniş bir demokrasi dönüşümünün örnekleri olarak sundu.

Ortadoğu'da seçimlerin yaygınlaşması, kadın haklarının artırılması, hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü ve sivil toplumun güçlendirilmesi gibi hedeflerden bahsetti. ABD’nin bu dönüşümü desteklemek için ekonomik ve siyasi araçlar kullanacağını açıkladı. (Ancak daha sonraki gelişmelere bakıldığında Ortadoğu’da düşünülen dönüşümün daha çok askeri yöntemlerle olduğu görülmüştür.)

Kısaca: Konuşma, ABD’nin “Büyük Ortadoğu” politikasının fikrî çerçevesini oluşturan; Ortadoğu’yu demokrasi ve reform söylemiyle yeniden şekillendirme hedefini ilan eden bir konuşmaydı.

20 Ocak 2004’te Temsilciler Meclisinde 108. Kongre’de yaptığı konuşması Bush’un BOP ile en çok ilişkilendirilen konuşmasıdır. Konuşmasının bir yerinde;

“Ortadoğu, tiranlığın, umutsuzluğun ve öfkenin hüküm sürdüğü bir yer olarak kaldığı sürece, Amerika’nın ve dostlarımızın güvenliğini tehdit eden insanları ve hareketleri üretmeye devam edecektir. Bu nedenle Amerika, daha geniş Ortadoğu’da özgürlük odaklı ileriye dönük bir strateji izliyor. Her şeyden önce, Afganistan ve Irak’taki tarihi demokrasi çalışmalarını tamamlayacağız, böylece bu ülkeler diğerlerine yol gösterebilsin ve dünyanın sorunlu bir bölgesini dönüştürmeye yardımcı olabilsin” demektedir. Konuşmanın Ortadoğu ile ilgili ana tezleri özetle şunlardı:

·        Amerika, Ortadoğu’da özgürlüğü ilerletmeye yönelik bir strateji izlemektedir.

·        Ortadoğu’daki baskıcı rejimler terörizme sebep olmaktadır, Bölge, demokrasi ve reformlara ihtiyaç duymaktadır,

·        ABD Ortadoğu’da demokratikleşmeyi destekleyecektir,

·        Afganistan ve Irak’ta kurulacak demokrasiler bölgeye örnek yapılacaktır,

·        Ulusal Demokrasi Vakfı’nın (NED) bütçesi artırılarak Ortadoğu’da seçimler, basın özgürlüğü ve sivil toplum çalışmaları desteklenecektir.

Bush’un ve ABD’li yetkililerin açıklamalarına bakarsanız Amerika, Ortadoğu’daki diktatör nizamlardan rahatsızdır. Hâlbuki aşağıda daha geniş bir şekilde açıklayacağım üzere Ortadoğu’daki bütün diktatör nizamları Batılı müttefikleriyle birlikte kuranlar ve onları yüz yıldır ayakta tutanlar kendileridir. Dünyada en iyi anlaştıkları devletlerin Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Ürdün, BAE gibi krallıkla idare edilen ve demokrasiden son derece uzak devletler olduğu herkesin malumudur. ABD’nin rahatsız olduğu devletlerin ise Afganistan, Irak, Libya ve Suriye gibi devletler olduğu ve bu ülkelerin ABD’ye teslim olmayan ülkeler olduğu da herkesin malumudur.  ABD’nin demokrasi konusunda samimi olmadığı ve işgal ettiği hiçbir ülkeye demokrasi getirmediği, sadece kan ve gözyaşı getirdiği Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de açıkça görülmüştür.

ABD’nin BOP ile demokrasi ve özgürlük adı altında istemediği rejimleri yıkıp kendine boyun eğen rejimler meydana getireceği ve kısmî bir özgürlük vererek kendine düşman hareketleri sakinleştirmek istediği açıktır. ABD ve müttefikleri 20. yüzyıl boyunca diktatörlükle uyuttukları ve susturdukları Ortadoğu halklarının bu yöntemle daha fazla susturulamayacağı ve uyutulamayacağını anlamış, Ortadoğu’daki uyanışı ve İslamî hareketleri görmüş, bu sebeple yeni bir stratejiye geçmiştir. Bu yeni stratejiye göre, Ortadoğu halkları 21. yüzyıl boyunca artık diktatörlükle değil demokrasi, özgürlük ve insan hakları denilerek uyutulacaktır. Yani yüz yıldır diktatör nizamlarla susturdukları ve uyuttukları Ortadoğu halklarını bir yüz yıl daha demokrasi yalanı ile uyutmayı planlamaktadırlar. Ortadoğu’ya kısmî bir demokrasi ve kısmî bir özgürlük getirilerek Ortadoğu halklarının gazının alınacağı, diktatörlükten kurtulduklarını ve özgürleştiklerini zannetmelerinin sağlanacağı anlaşılmaktadır. Hâlbuki yapılacak olan şey, Ortadoğu halklarını küçük bir kafesten alıp biraz daha büyük bir kafese koymak olacaktır. Ayrıca bu strateji ile rahatlatılacak olan Ortadoğu halklarının, başlarındaki diktatör nizamları kuran ve destekleyen ABD ve Batıyı suçlamaktan vazgeçecekleri, ABD ve Batıya olan öfkelerinin azalacağı, bu yolla ABD ve Batı düşmanı İslamî hareketlerin biteceği ya da ılımlı hale geleceği ümit edilmektedir. Yani aslında ABD ve müttefikleri BOP ile Ortadoğu halklarını değil kendi menfaatlerini ve kendi geleceklerini düşünmektedirler. Ortadoğu’daki kendilerine göbekten bağlı kukla rejimleri tümden kaybetmemek için onları biraz dönüştürerek devamlılıklarını sağlamaya çalışmaktadırlar.

 Büyük Ortadoğu Projesi, aslında Ortadoğu’yu dizayn etmeyi hedefleyen ilk proje değildir. Mevcut Büyük Ortadoğu Projesi aslında Ortadoğu’yu dizayn etmek için yapılmış 2. büyük projedir. Birinci Büyük Ortadoğu Projesi 1. Dünya Savaşı’dır. 1. Dünya Savaşı, Ortadoğu’yu dizayn etme girişiminin ilkidir. İkinci BOP, birinci BOP’un devamıdır.

19. asrın sonlarında yani 1890’lı yıllarda yapılmış olan 1. Büyük Ortadoğu Projesi diyebileceğimiz projenin hedefi, gücünü kaybetmiş olan Osmanlı’yı parçalamaktı ve 1. Dünya Savaşı ile bu hedefe ulaşıldı. Osmanlı İmparatorluğu parçalandı ve her bir parçasında Batı'ya göbeğinden bağlı diktatör nizamlar kuruldu.  1. Dünya Savaşı’nı yani birinci Büyük Ortadoğu Projesi’ni planlayan güçler Osmanlı İmparatorluğunu kaç parçaya böleceklerini ve hangi parçanın başına hangi kadroları getireceklerini de planlamışlardı. Dizayn ettikleri yeni Ortadoğu’da kurdukları her devletin başına kukla idareciler ve iktidarlar getirmişler ve tüm Ortadoğu’da diktatör nizamlar kurmuşlardır. İslam coğrafyasının tamamında diktatörlüklerin ve krallıkların olması ne tesadüftür ne de kendiliğinden olmuştur. Osmanlı'yı parçalayanlar ve Ortadoğu’yu dizayn edenler böyle istemişlerdi.

Galip devletler neden Ortadoğu’da diktatör rejimler kurmayı tercih ettiler? Çünkü;

1-     Müslüman olan Ortadoğu halklarını kontrol altında tutabilmek, kendi özlerine dönmelerini ve İslam Medeniyetini kurmalarını engellemek, başlarındaki gayr-i İslamî nizamlara itaat etmelerini sağlayabilmek, Müslüman toplumları Batılılaştırmak, onları özlerinden koparmak ve ülkeleri sömürebilmek ancak diktatör nizamlarla mümkün olabilirdi.

 

2-     Kendilerine boyun eğecek olan iktidarlar, diktatör iktidarlardır. Çünkü diktatörler, halkları tarafından sevilmezler ve o koltuklarda kalmaları ancak kendilerini o makamlara getiren güçlere boyun eğmek ve onların her istediğini yerine getirmek ile mümkün olabilir. Aksi halde kendini o makamlara getiren güçlerin istediği anda darbe ile kendini devirebileceğini bilmektedirler. Çünkü güçlerini halktan almamaktadırlar. 

3-     İslam âleminde ekonomi ve bilim alanında gelişmelerin durması ve İslam âleminin geri kalması için diktatörlükler kurulmuştur. Çünkü diktatörlüklerin olduğu yerde insanlar, kendini özgür hissedemez ve hiçbir girişimde bulunamaz. Toplum sürekli korku içerisinde olur ve bu durum gelişmeyi durdurur.  Diktatörlüğün olduğu ülkelerde geri kalmışlığın olması, özgürlüğün olduğu ülkelerde ise gelişmenin olması bundandır.

Bu gibi sebeplerden dolayı Ortadoğu’da diktatörlükler kurulmuşsa da baskıcı rejimler insanları usandırmış, nefret ettirmiş ve isyan edecek noktaya getirmiştir. Diğer taraftan baskıcı rejimler İslami gelişmeleri ve İslami hareketlerin oluşmasını durduramamıştır. BOP’u hazırlayan G8 ülkeleri (ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Kanada ve Rusya) Ortadoğu halklarının değişen ve gelişen dünyada diktatörlüklerden ve iktidarda olanlardan rahatsız olduklarını gördüler. Bu ülkelerde ABD ve Batı karşıtlığının hızla yükselişe geçtiğini ve Batı karşıtı radikal örgütlerin çoğalabileceğini değerlendirmiş ve değişen dünya şartlarında artık bu iktidarlarla yol yürüyemeyeceklerini ve katı diktatörlük rejimleriyle Ortadoğu halklarını kontrol altında tutamayacaklarını anlamışlardı. Bunun için Ortadoğu halklarını uyutabilmek maksadıyla diktatörlükleri yıkıp sahte bir demokrasi ve özgürlük vermeyi, böylece toplumları uyutmayı ve radikalleşmeyi engellemeyi planladılar. 

Bu sebeple ABD ve Müttefikleri tarafından 1. Büyük Ortadoğu Projesi’nden yaklaşık 100 sene sonra 20. asrın sonlarında yani 1990’lı yıllarda 2. Büyük Ortadoğu Projesi yapıldı. Bu sefer projenin maksadı birinci proje ile meydana getirdikleri kukla nizamları, siyasi konjonktüre ve değişen şartlara göre dönüştürmekti. Çünkü Ortadoğu halklarında hem bu kukla ve diktatör nizamlara karşı hem de ABD ve Batıya karşı öfke büyüyordu. Dolayısıyla bu nizamların artık son kullanma tarihi geçmiş, bu nizamlar ABD ve Batının menfaatlerine hizmet edemez hale gelmişti. Onları biraz demokratikleştirerek biraz da ılımlı laik düzenlere dönüştürerek Ortadoğu halklarındaki öfkeyi azaltmak ve İslam âlemindeki uyanışı durdurmak gerekiyordu. Yani çok az bir taviz vererek ya da vermiş gibi göstererek hem kendilerine bağlı Ortadoğu’daki kukla rejimleri hem de kendi menfaatlerini yüz yıl daha korumuş olacaklardı.

Görüldüğü kadarıyla ABD ve Batılı müttefikleri her yüzyılın sonunda yeni yüzyılı planlamakta ve yaptıkları planları yüz yıllık yapmaktadırlar. 2. Büyük Ortadoğu projesi dediğim bu projenin iddia edildiği gibi 11 Eylül 2001 saldırısından sonra değil 1990’lı yılların sonlarında hazırlandığı ortadadır. Çünkü böyle büyük bir projenin hazırlanması için yıllar gerekir. BOP, yıllar süren hazırlıktan sonra ilk önce o tarihte Başkanın Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Condoleezza Rice tarafından 7 Ağustos 2003’te (bilindiği üzere Rice 2005’te Dış İşleri Bakanı olmuştur), 20 Ocak 2004 yılında ise ABD Temsilciler Kongresinde Başkan Bush tarafından, 24 Ocak 2004 yılındaki Davos zirvesinde ise ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney tarafından dillendirilmiştir.

BOP’un Gerçek Hedefleri

Her ne kadar BOP için kulağa hoş gelen ama gerçek dışı olan sebepler söylense de BOP’un uygulanmasına ve gelişmelere bakıldığında BOP’un gerçek hedeflerinin aşağıda sayılan sebepler olduğu anlaşılmaktadır:

1-     ABD ve Batı ülkelerinin istediği şekilde proje kapsamındaki ülkelerin rejimlerini dönüştürmek ya da kendileriyle iş birliği yapmayan iktidarları değiştirmek. Biraz daha özgürlükçü rejimler meydana getirerek toplumsal patlamaları ve ABD ve Batı karşıtı radikal örgütlerin ortaya çıkmasını engellemek. Yani Ortadoğu’daki diktatörlükleri ılımlı hale getirerek İslam’ı ve Müslümanları da ılımlı hale getirmek.

 

2-     Bu coğrafyaları küresel pazarlara açmak ve bu ülkelerin özellikle yer altı kaynaklarını yönetmek ve sömürmek.

3-     İsrail’in güvenliğini sağlamak ve İsrail’in “Büyük İsrail” hedefine ulaşmasını gerçekleştirmek.

Proje kapsamındaki ülkelerin çoğunluğu halkı Müslüman olan ve zengin yer altı (özellikle petrol ve doğalgaz) kaynaklarına sahip olan ülkelerdir. Yani Büyük Ortadoğu Projesi’nin dönüştürmeyi ve sömürmeyi hedeflediği topraklar, İslam coğrafyasıdır. Dolayısıyla BOP’un hem din ve kültür hem de ekonomik boyutu olduğu açıktır. Şu bir gerçektir ki tarih boyunca birçok büyük devlet, Ortadoğu denilen bölgeyi kendi egemenliği altına almaya çalışmıştır. Çünkü dünya hâkimiyetinin Ortadoğu’ya hâkim olmaktan geçtiğini fark etmişlerdir.

Petrol ve doğalgazın keşfinden sonra Ortadoğu’nun önemi daha da artmıştır. Çünkü Ortadoğu ülkeleri, petrol ve doğalgaz konusunda dünyanın kalbi olarak kabul edilmektedir. Ayrıca Ortadoğu ülkelerinden bazılarında özellikle Suudi Arabistan, İran, Türkiye ve Mısır’ın altın kaynakları bakımından da zengin oldukları bilinmektedir. Ortadoğu ülkelerinin yer altı zenginlikleri ABD ve müttefiklerinin iştahını kabartmış ve bu devletleri Büyük Ortadoğu Projesini yapmaya itmiştir. Tabi ki tek sebep ekonomi değildir. En az ekonomik sebepler kadar önemli olan bir diğer sebep de; bu coğrafyanın İslam coğrafyası olması, halklarının Müslüman olması, bu coğrafyada ABD ve Batı karşıtlığının güçlenmesi ve Ortadoğu halklarında öze dönüş hareketlerinin başlamasıdır. Ortadoğu ülkelerinin hemen hemen tamamında İslam’ın tevhid inancı anlaşılmaya başlanmış, kula kulluğu reddedenler, tevhid ve özgürlük diyenler çoğalmıştır. Batı sömürgeciliğini lanetleyenler, Batı kaynaklı ideolojileri reddedenler ve Batı medeniyetine tepki gösterenler artmıştır. Bu durum, ABD ve müttefiklerini korkutmuş, ABD ve Avrupa’nın İslam coğrafyasındaki menfaatlerini koruyabilmek için İslam’ı ve Müslümanları ılımlı hale getirmeleri gerektiğini düşündürmüştür.  Bu düşünce ABD ve Avrupa’yı Büyük Ortadoğu Projesi’ni yapmaya sevk etmiştir.

İslam'ı ve Müslümanları ılımlı hale getirmek için;

1.      İslam’ın kula kulluğu reddeden, sadece Allah’a itaat edilmesi gerektiğini emreden tevhid inancını unutturarak, “İslam medeniyeti” anlayışını terk ettirerek, İslam’ı sadece ibadet ve ahlak dini haline getirerek

 

2.      “Ilımlı İslam” anlayışını kabul eden, İslam medeniyeti ideali ve mücadelesinden vaz geçen ve Batı medeniyeti içinde yok olmayı kabul eden tarikat, cemaat ve partileri destekleyerek

3.      Tevhidi ve gerçek İslam’ı savunan, aşırı İslam anlayışını da ılımlı İslam anlayışını da reddeden ve İslam medeniyetini isteyen İslamî hareketleri engelleyerek

 

4.      Müslüman olmayanları İslam’dan, Müslüman olanları da tüm cemaatlerden ve cihattan nefret ettirecek IŞİD gibi aşırı radikal ve saldırgan, sözde “İslamî örgütler” meydana getirerek. Bu örgütler, bir taraftan insanları İslam’dan, cemaatlerden ve cihattan nefret ettirme amacına hizmet ederken diğer taraftan özellikle Irak ve Suriye’de ABD ve Batı’nın Büyük Ortadoğu Projesi'ni gerçekleştirmelerine de hizmet etmişlerdir.   IŞİD bahane edilerek Suriye’ye girilmiş ve sonunda Suriye’de istedikleri iktidar değişikliğini başarmışlardır.

 

 

5.      Kendilerinin kurduğu ve desteklediği Ortadoğu’daki diktatörlükleri biraz demokratikleştirerek, Türkiye gibi laikliği katı uygulayan ülkeleri ise katı laiklik uygulamalarından vazgeçirip ılımlı laik ülkeler haline getirerek. Çünkü İslam’ın ılımlı hale gelmesinin laikliğin ılımlı hale gelmesiyle mümkün olabileceğine inanıyorlardı. Laiklik katı bir şekilde uygulandıkça İslam’ın da radikalleşeceğini düşünüyorlardı. Özetle: Ilımlı diktatörlük ve ılımlı laiklik ile İslam’ı da ılımlı hale getirmeyi planladılar.Böylece diktatörlüğe ve laikliğe karşı İslamî hareketlerin oluşmasını engellemiş, Ortadoğu’daki kendilerine bağlı rejimlerin ayakta kalmasını sağlamış, ABD ve Batı'nın Ortadoğu’daki menfaatlerini korumuş olacaklardı.

İslam’ın ılımlı hale getirilecek olmasından memnun olan ancak laikliğin ılımlı hale getirilmesinden memnun olmayan Türkiye’nin katı laikleri, Büyük Ortadoğu Projesi’nin bu kısmına karşı çıkmışlardır. BOP’u hazırlayanlar, Türkiye’deki rejimi “ılımlı laik” hale getirip tüm İslam âlemine örnek ve “rol model” bir ülke yapmak istemişlerdi. Bu amaçla ABD’li bazı yetkililer “Türkiye gibi İslam ülkeleri” kavramını kullandıklarında zamanın Cumhurbaşkanı Necdet Sezer ve zamanın Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ buna sert tepki göstermiş, Türkiye’nin bir İslam devleti değil laik bir devlet olduğunu söylemişler, laiklikten ödün vermeyeceklerini ve ılımlı laikliğe razı olmayacaklarını göstermişlerdir. Ancak ABD ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin gücü karşısında ılımlı laik olmak zorunda kalmışlar ve ılımlı AKP iktidarına razı olmuşlardır. Konuya devam etmek temennisiyle, Allah’a emanet olun.

 

1-     https://www.americanrhetoric.com/speeches/gwbushnationaldendowmentdemocracy2003.htm