DOĞU TÜRKİSTAN’DA RAMAZAN AYI
Ramazan… Bizim için ezanla birlikte açılan sofralar, teravih sonrası çay halkaları, çocukların ilk oruç heyecanı demek. Fakat Doğu Türkistan’da Ramazan, çoğu zaman sessizliğin ve sabrın adıdır. İşgal sonrası adıyla Sincan Uygur Özerk Bölgesi olan bu coğrafyada, bir ay boyunca korkuyla imtihan edilen Müslüman kardeşlerimiz bulunmaktadır.
Yıllar önce bölgeden ayrılmak zorunda kalan bir Uygur genci, yurt dışında verdiği bir röportajda şöyle diyordu: “Biz Ramazan’ı takvimden değil, kalbimizden takip ederdik. Çünkü açıkça oruç tuttuğunu söylemek cesaret isterdi.” Bu söz, aslında bir sistemin özeti olmaktadır. Çin Komünist Partisi yönetimi altında, özellikle Ramazan Ayı’nda ibadet hayatının sosyal alandaki görünürlüğü ciddi şekilde sınırlandırılmaktadır. Devlet kurumlarında çalışanlara, öğrencilere ve bazı sektörlerdeki esnafa yönelik “oruç tutmama” yönündeki baskılar, çeşitli uluslararası raporlara da yansımıştır.1 Bir başka Uygur kadın aktivist ise sürgünde katıldığı bir panelde şunları söylemişti: “Annem bize, ‘Gündüz susuz kalırsanız belli etmeyin, ama kalbinizden orucu bırakmayın’ derdi. Biz ibadeti gizleyerek büyüdük.”
Ramazan’ın en dokunaklı anı iftardır. Sofra başında edilen dua, aileyi bir araya getiren o manevi iklim… Fakat Doğu Türkistan’da birçok aile için bu an, aynı zamanda temkinli olmayı gerektiren bir vakittir. Evlerin perdeleri daha sıkı kapanır, çocuklara okulda konuşmamaları tembih edilir. İnanç, adeta fısıltıyla taşınan bir emanet hâline gelir. Sürgünde yaşayan bir Uygur öğretmenin şu sözleri ise hafızalara kazınacak türdendir:
“Ramazan bizim için sadece oruç değildi. Kimliğimizi hatırladığımız aydı. Yasaklandıkça daha çok sarıldık.”
Bu cümle, meselenin özünü anlatır. Ramazan Ayı’nın yalnızca bireysel bir ibadet olmayıp aynı zamanda bir aidiyet bilinci olduğunu hatırlamanın zamanıdır. Kur’an’la, cemaatle, ibadetlerle diri kalma halidir. Ne var ki camilerin kapatıldığı, dini eğitimin sınırlandırıldığı bir ortamda bu bilinç daha çok içe çekilmek zorunda kalmaktadır.
Bugün dünyanın birçok yerinde Müslümanlar Ramazan’ı idrak edebilirken, Doğu Türkistan’daki kardeşlerimizin yaşadıkları bize iki hakikati yeniden göstermektedir: İslam’ın teminat altına aldığı inanç özgürlüğünün ne kadar kıymetli olduğu ve ümmet olmanın yalnızca sevinçte değil, kederde de ortaklık gerektirdiği…
Belki bizler iftar saatini telefon uygulamalarından takip ediyoruz. Onlar ise kalplerinde sakladıkları bir vakitle oruca niyet ediyorlar. Biz teravih için camilere akın edebiliyoruz. Onlar bazen iki rekâtı bile sessizce ve dikkatle kılmak zorunda kalıyorlar. Ama bütün baskılara rağmen Ramazan orada hâlâ yaşıyor. Sessiz, derin ve vakur bir direniş gibi…
Ramazan, paylaşmaktır. O halde bugün sofralarımızda Doğu Türkistan’ı da anmak, dualarımızda onların adını geçirmek, hakikati konuşmak bir sorumluluktur çünkü unutulan acı derinleşir, konuşulan acı ise iyileşmeye başlar.
Doğu Türkistan’da Ramazan, görünmeyen bir direnişin adıdır. Ve belki de bize düşen, o sabrın şahitliğini yapmak ve zulme ses çıkarmaktır.
GAZZE’DE RAMAZAN AYI
Gazze’de imkânlar tükenmiş olabilir fakat iman tükenmemiştir.
Gazze…
Adı artık bir şehir değil sabrın, direnişin ve ümmet bilincinin imtihan yeridir. Topraklarının büyük kısmı enkaza dönmüş, okulları ve hastaneleri hizmet dışı kalmış olsa da orada yaşayan Müslüman kardeşlerimiz Ramazan Ayı’nı ve Ramazan Ayı’nın ruhunu yaşamayı sürdürmeye devam ediyor.
Bugün dünyanın pek çok yerinde iftar sofraları kurulurken, Gazze’deki Müslüman kardeşlerimiz Ramazan’ı yıkıntılar arasında karşılıyor. İşgalci İsrail'in saldırılarında tonlarca bombanın kullanıldığı o harap coğrafyada küçük Hatice, sığındığı merkezde “مرحب يا هلال” “Merhaba ey hilal” ezgisini söylüyor. Bu ses, karanlığın ortasında yakılan bir iman kandilidir. Bombaların susturamadığı, korkunun bastıramadığı bir teslimiyet ve umut ilanıdır. Çünkü mü’min bilir ki ses bazen bir silahtan daha güçlüdür, kalpten çıkınca nice yüreği ayağa kaldırır.
Bir başka köşede, Han Yunus’un çadır kentlerinde Reyhan isimli genç bir anne, yardım kolilerinden arta kalan kartonları topluyor. Elektriğin olmadığı, evlerin yerle bir edildiği o ağır şartlarda, karton parçalarından Ramazan fenerleri yapıyor. Belki ışıkları zayıf, belki imkânları kısıtlı… Ama taşıdığı mana büyük: Mü’min, karanlığın en yoğun olduğu yerde bile umudu aydınlatacak bir ışık üretir.
Aylardır süren ağır bombardımanlar, yıkılan evler, yerinden edilen aileler… Buna rağmen Ramazan geldiğinde Gazzeliler ilk iş olarak sokak aralarında asılı kalan birkaç sağlam kabloya küçük ışıklar bağlamaya çalıştı. Kimi yerde elektrik yoktu ama niyet vardı. Kimi yerde cami yıkılmıştı ama saf tutma arzusu hâlâ dimdikti.
Genç bir anne şöyle anlatıyor: “Çocuklarıma iftar hazırlayacak mutfağım kalmadı. Ama iftar saatini yine bekliyoruz. Ezanı duyduğumuzda, hayatta kaldığımız için şükrediyoruz.”
Gazze’de Ramazan, bollukla değil imkân nispetinde yaşanıyor. Sahur bazen birkaç lokma ekmekten ibaret. İftar bazen yardım tırlarının ulaştırdığı sınırlı erzakla kuruluyor. Ama bütün yokluğa rağmen Ramazan’ın gelişi bir tebessüm sebebi olabiliyor.
Bugün Gazze’de yaşananlar, bize ümmet olmanın ne demek olduğunu yeniden düşündürmelidir. Ümmet; sadece aynı kıbleye yönelenlerin değil, aynı acıyı hissedenlerin adıdır. Ümmet; bir beldede kandiller yanarken başka bir beldede karanlık varsa, o karanlığı kendi kalbinde hissedebilmektir.
Gazze’deki Müslüman kardeşlerimiz, bütün kuşatılmışlıklarına rağmen Ramazan’ı yaşamaya çalışıyor. Çünkü onlar biliyor ki Ramazan, şartların değil, teslimiyetin ayıdır. Bize düşen ise onların direncini sadece uzaktan seyretmek değil dualarımızla, eylemlerimizle, dayanışmamızla ve diri bir ümmet bilinciyle o direnişe omuz vermektir.
Belki sofralarımız dolu, şehirlerimiz aydınlık…
Ama Gazze bize her Ramazan aynı soruyu soruyor:
Ümmetin bir parçası olmanın sorumluluğunu gerçekten hissediyor muyuz?
Ve belki de en çok şunu fısıldar bize: İmkânlar azalabilir. Duvarlar yıkılabilir ama bir halkın inancını, Ramazan sevincini ve Allah’a olan teslimiyetini hiçbir bomba yerle bir edemez.
1. https://www.humanresourcesonline.net/china-bans-ramadan-muslims-in-xinjiang-region-can-t-fast
