Kitap Tanıtımı

Okurların Dilinden HİCAB

Paylaş:

Hicab, Yunan Medeniyetinden günümüze dek bizi aydınlatıcı bir yolculuğa çıkarıyor. Yolculukta göreceğimiz manzaralar pek iç açıcı olmasa da konuyu çok iyi anlamamızı sağlayacak nitelikte. Maalesef meselenin kötü tarafı, bu kötü yolculuk günümüzde de hâlâ devam ediyor ve manzara günden güne daha da üzücü hâle geliyor.

Kitapta dikkatinizi çekecek önemli nokta, konunun bir medeniyet problemi olarak ele alınmasıdır. Gerçekten de Üstad Mevdudi, konunun insanlık üzerindeki etkilerini açık seçik ortaya sermekle cinsellik veya kadın ve erkek arasındaki ilişkinin nasıl şekilleneceğini, yalnızca birilerinin nefsi arzularıyla şekillendirilemeyecek kadar önemli bir konu olduğunu uzun uzun anlatıyor. Kitabı okuduktan sonra “Ben böyle istiyorum”, “Benim canım böyle istiyor” gibi cümlelerle meşrulaştırılan fiillerin aslında yalnızca o fiili işleyenleri değil, toplumun genelini etkileyeceğini ortaya koyuyor.

Konu başlıklarını inceleyecek olursanız kitabın, konuyu ne denli geniş ele aldığını göreceksiniz. Üstad, birazdan özetle açıklamaya çalışacağımız gibi Yunan, Roma ve Hristiyan Avrupa’da kadın konusunu ele alarak tarihi süreçlerde nasıl şekillendiğini gösteriyor. Ardından konunun 18. yüzyıldan bugünkü durumuna nasıl geldiğini açıklıyor. Ardından cinsellik veya kadın-erkek konusunda sapkınlığa varan felsefi görüşlerden bahsederek Batı’da bu rezilliğin teorik temellerinin nasıl atıldığına değiniyor. Günümüzde bizim de bizzat şahit olduğumuz edebiyat, sinema, reklam gibi yollarla insanların nefislerinin nasıl azgınlaştırıldığını ve böylece nesillerin nasıl bozulduğunu acı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Diğer önemli bir konu da kadın ve erkeğin konumlandırılması meselesi. Üstad, kadın ver erkek ilişkisini “Zevciyyet” kavramı ile açıklıyor. Böylece yaratılış anlamında kadının erkeğe veya erkeğin kadına bir üstünlüğünün olmadığını, ikisinin de fıtratlarına, kendilerine verilen göreve göre özellikler yüklendiğini açıklıyor. Son kısımda ise bizzat “kadın” ile ilgili başörtüsü gibi meselelere giriyor. Gördüğünüz gibi kitap konuyu oldukça geniş ele almış. Şimdi gelin kısaca önemli meseleleri açıklamaya çalışalım.

KİLİSENİN BASKILARI VE BÜYÜK KOPUŞ1

Yunan ve Roma medeniyetindeki kadının yerini anlattıktan sonra Hristiyan dünyada kadının konumuna geçiyoruz. Her üç toplumda da kadın ve cinsellik konusuna bakış zaman zaman değişmiş olsa da hiçbir zaman orta yolu bulamamışlar. Kadın ya ilah olmuş ya köle… Kadın bir türlü kadın olamamış.

Bilindiği gibi Batı dünyası uzun bir süre kilisenin hakimiyetinde baskılı ve zor günler geçirdi. Kilise’nin hâkimiyeti o kadar ilerlemişti ki artık krallara taç giydiriyor, cennetten tarlalar satıyor, bilimin kurallarını belirliyordu. Aforozlar, engizisyonlar derken korkunç bir Kilise despotizmi Batı dünyasına hâkim olmuştu. Bu baskı kitabımızda da anlatıldığı gibi ahlak ve cinsellik konularında da kendini gösteriyordu. Kilise olur olmadık hükümler çıkarıyor ve insanları fıtratlarına zıt bir yaşama mecbur ediyordu. Bunlar arasında evli dahi olsalar insanların cinsel ilişkiden uzak durmaları sayılabilir. Bu denli saçma sapan, insan fıtratını aşırı derecede zorlayan uygulamalar altında insanlar daha fazla dayanamadı ve Hristiyan dünyasında zaman içinde farklı sesler yükselmeye başladı.

Kilisenin aşırı baskıcı uygulamalarından kurtulmak için yoğun bir mücadeleye giren insanlar bu sefer kilisenin tam tersine aşırı bir serbestliği savunuyordu. “Zıtlıklar zıtlıkları doğurur” derler ya, aynen öyle oldu. Evliyken dahi fıtratının ihtiyaçlarını karşılayamayan insanlar bu defa evliliği dahi önemsiz ve gereksiz görmeye başladı. Böylece önü alınmaz bir ahlaksızlık çağı başlamış oldu. İnsanlar artık fuhuş gibi ahlak dışı fiilleri, bırakın kötü görmeyi bunları felsefi olarak savunmaya başladılar. Ve böylece günümüze yani modern çağa; ahlak diye bir kavramın artık komik görüldüğü, aile hayatının sarsılarak bireyselliğin yaygınlaştığı, merhamet timsali olması gereken kadının bebeğini kürtaj adı altında katlettiği bir döneme ulaştık.

EDEBİYAT, SİNEMA, REKLAMLAR YOLUYLA NEFİSLER CANAVARLAŞTIRILIYOR

Yazarımız çeşitli gazete, kitap veya araştırmalardan alıntılarla cinsellik meselesinin ulaştığı hayret verici durumu anlatıyor. Edebiyat eserlerinde işlenen cinsellik temaları, televizyon dizilerinde gösterilen ahlaksız sahneler, filmlerde yaşanan senaryolar ve her an gözümüze sokulan kadın bedeninin meta hâline geldiği reklamlar… Bütün bunlar insanlardaki şehvet ateşini tutuşturmak ve önü alınmaz duruma getirmek için bilinçli olarak yapılmaktadır. Böylece insanlarda zaten var olan karşı cinse meyil hat safhaya ulaşacak, insanların gününün büyük kısmı cinsellik üzerine düşünmekle geçecekti. Ayrıca fuhşu sektör hâline getirenler, fuhşu yaygınlaştırmak için de elinden geleni yapacaklar. Tabi bütün bu yaşananlar gayet normal olarak görülecek hatta buna karşı olanlar geri kafalı diye suçlanacaktı.

KADIN VE ERKEK ARASINDAKİ İLİŞKİDE “ZEVCİYYET” KAVRAMI

Yazarımız konuya bir ayetle başlıyor: “Her şeyden iki çift (erkek, dişi) yarattık.”2 Ayetin kapsamına, açıkça anlaşılacağı şekilde “her şey” girmektedir. İnsan da elbette bu kurala göre yaratılmıştır: kadın ve erkek…

“Zevciyyet ya da çift olma, gerçekte, iki varlıktan birinin eylemi yapma, ‘fiil’ durumunda olması, bununla nitelenmesi; ikincisinin de fiili, eylemi kabullenmesi, ‘infiali’dir. Birinde etki etme, ötekinde etkilenme olmalıdır. İşte bu karşılıklı bağ, dünyadaki tüm eşyanın terkibinin temeli ve oluşmasının esasıdır.”

“Zevciyyet” meselesine yaklaşırken üç temel prensip önemle vurgulanıyor. Bunlar: Yaratıcının kendi kullarına koyduğu kurallarda mutlaka hikmetler murad ettiği, zevciyyetin iki tarafının da terkibin devam etmesi için elzem olduğu ve bu yönüyle eşit oldukları, birinin diğerine etki edebilmesi için kuvvet bakımından üstün olması gerektiğidir. Elbette bu üstünlük izzet ve şeref bakımından değil kuvvet ve tesir edebilme bakımındandır.

Yazarımız önemli bir konu olarak evlilik müessesesine giden yolun kolaylaştırılmasını, evlenemeyenlerin teşvik edilmesini ve böylece medeniyetin temeli olan ailenin desteklenmesinin öneminden bahsediyor. Ancak uygulamalarda bunun tam aksini görüyoruz. Özellikle gençler bu konuyu konuşmaya dahi korkar hâle gelmiş durumda. Konunun önemi nedeniyle gençlerin bu tarz sıkıntılarını konuşabilecekleri ortamların oluşturulması mutlak bir zorunluluktur.

İslam Medeniyeti bir ailede başladı. Hz. Peygamber’e ilk iman eden hanımı Hz. Hatice idi. Sağlıklı bir yuva hem medeniyetin hem de huzurun kaynağıdır, Müslümanların ilk okuludur. Rabbim bizlere kendi rızasına uygun aileler kurabilmeyi nasip etsin. Sıradaki kitabımızda görüşmek duasıyla…

  1. Bu bölümdeki başlıklar kitaptan bağımsız yapılmıştır.
  2. Zariyat, 49